Kitap Cevapları, Yazılı Soruları, YKS Konu Anlatımları, TYT Türkçe Konu Anlatımı ve Denemeleri, AYT Edebiyat Konu Anlatımı ve Denemeleri,

adsense reklam

YAZILI SORULARI

9.Sınıf Edebiyat Şiir Ünitesi Konu Anlatımı,Ders Notları PDF İNDİR

 9.Sınıf Edebiyat Şiir Ünitesi Konu Anlatımı,Ders Notları PDF İNDİR

 9.Sınıf Edebiyat Şiir Ünitesi Konu Anlatımı,9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı, PDF DERS NOTLARI,9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Şiir Ünitesi Ders Notları,


derskonum.com'un değerli akademisyen-öğretmen-öğrenci-edebiyat sever takipçileri.


Derskonum.com olarak her dönem olduğu gibi yeni dönemde de sizler için kitap cevepları,konu anlatımı,pdf ders notları ile her zaman yanınızdayız..



Bu sayfamızda siz değerli takipçilerimiz için 9.Sınıf Edebiyat Şiir Ünitesi Konu Anlatımı,Ders Notları PDF İNDİR  üzerine   bir paylaşım yazacağız.   


Sizde eğer bize ve tüm eğitim camiasına yardımcı olmak adına hazırladığınız yazılıları-notları-soruları-videoları paylaşmak isterseniz mail adresinden bize ulaşabilirsiniz.

İyi çalışmalar..

doğru konum= derskonum

destek olmak için lütfen paylaşınız


9.Sınıf Edebiyat Şiir Ünitesi Konu Anlatımı,Ders Notları PDF İNDİR




9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Şiir Ünitesi Ders Notları PDF--                                                         derskonum.com

PDF -ÜNİTE İÇERİĞİ

  1. Şiir Nedir? 
  2. Şiirin Yapısı (Nazım birimi- biçimi-türü, söyleyici, mahlas,tapşırma)
  3. Şiirin Ahenk Unsurları (vurgu,tonlama, ölçü, durak,  kafiye, redif, nakarat,)
  4. Manzume Nedir ? Şiir ile karşılaştırılması
  5. Şiir türleri (lirik, epik, satirik, didaktik, pastoral, dramatik şiir)
  6. Edebi sanatlar (söz sanatları)
  7. Şiirde İmge  (İmge-Sapma)                                          Kaynak:derskonum.com          Hazırlayan: Mustafa Şahin Edebiyat
.

1-Şiir Nedir? 

Dilin, anlamı, ses ve ritim ögelerini belli bir düzen içinde kullanarak bir duyguyu, düşünceyi kendine özgü bir duyuşla ifade etme sanatına şiir denir. Başka bir tanım yapılırsa şiir, ritme ve imgeye dayanan, kendine özgü dili ve söyleyiş özelliğiyle, estetik etkilenmelerle yara­tıcı bir söz sanatı.

 

2-Şiirin Yapısı (Nazım birimi- biçimi-türü, söyleyici, mahlas,tapşırma)

A-Nazım Birimi: Şiiri oluşturan dize kümelerine nazım birimi denir. Nazım birimi dikkate alınarak nazım şekilleri belirlenir.

I-) Dize (mısra): Şiirde en küçük nazım birimidir. Şiirde yer alan her bir satıra dize ya da mısra denir.

*Bir şiire bağlı olmayan ve başlı başına bir anlamı olan dizelere de mısra-ı azade denir. (bağımsız dize)

 Muallim Naci'nin "Müdhikat-ı dehre ben ölsem de tasvirim güler"

*Yetkinliği, sağlam yapısı, özlü ve çarpıcı anlatımıyla dikkat çeken, her zaman kolayca anım­sanabilen dizelere mısra-ı berceste, Örnek: "Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı"

II-) Beyit: Aynı ölçüyle söylenmiş aralarında anlam bütünlüğü bulunan iki dizeye beyit (ikilik) denir.

III-) Dörtlük: Dört dizeden oluşan nazım birimidir.

IV-) Bent: Şiiri oluşturan üçer, dörder, beşer, altışar ve daha fazla dizelik kümelerdir.


NAZIM BİRİMİ ÖRNEKLİ UYGULAMA

I-) Dize (mısra):

" Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;"

II-) Beyit:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabib

Kılma dermân kim helâkim zehri dermânundadır.        (Fuzuli)

III-) Dörtlük:

Aruz sizin olsun, hece bizimdir

Halkın söylediği Türkçe bizimdir

Leyl sizin, şeb sizin, gece bizimdir

Değildir bu mânâ üç ada muhtaç                            (Ziya GÖKALP)

IV-) Bent:

I-   Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
      Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
     Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak       (Ahmet Haşim)

                                  II-  Mona Roza siyah güller, ak güller
                                        Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
                                        Kanadi kirik kus merhamet ister
                                        Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
                                        Mona Roza siyah güller, ak güller            (Sezai Karakoc)

 


B-Nazım Biçimleri: Bir şiirin nazım birimi ve kafiye ölçüsü örgüsüyle ortaya çıkan yapısına nazım biçimi-şekli denir





C-Nazım Türü:Bir şiirin ko­nusuna göre isimlendirilmesine ise "nazım türü" denir.

  

D-Şiirde Söyleyici: Şiirde konuşan, olayları yaşayan ve okur tarafından sesi duyulan, şairin ürettiği kurgusal kişilik “söyleyici” olarak adlandırılır. Söyleyici, şiirde konuşan; şairin sesini ve söyleyişini emanet ettiği kişi/varlıktır. Hikâye ve roman gibi türlerde olay veya durumlar nasıl bir “anlatıcı“nın bakış açısından aktarılıyorsa şiirde de “söyleyici” aynı işlevi üstlenir. Söyleyici kavramı “şiirin öznesi”, “şiirsel ben” veya “lirik ben” olarak da adlandırılır.


E-Mahlas, Tapşırma:


Mahlas, *Sanatçıların yapıtlarında kullanmak için aldıkları ikinci ada mahlas denir.Mahlas, günümüzdeki kullanımıyla “takma ad”ın karşılığı sayılamaz. Çünkü mahlas; takma ad gibi belirli amaçlarla, zaman zaman kullanılan bir ad değildir.Tersine, sanatçının asıl adı yerine geçmiştir.

Fuzuli rindi şeydadır hemişe halka rüsvadır
Sorun ki bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı   (Fuzuli-  Gerçek adı:
Mehmed bin Süleyman )

Tapşırma: *Tapşırma “kendini tanıtma, bildirme, arz etme” anlamına gelir. Sanatçıların eserlerinde kullandıkları takma isme halk şiirinde tapşırma, divan şiirinde mahlas denir.

Ok atılır kalesinden

Hak saklasın belâsından

Köroğlu’nun narasından

Her yan gümbür gümbürlenir   (Köroğlu)


 

3-Şiirin Ahenk Unsurları (vurgu,tonlama,ses tekrarı,durak, ölçü, kafiye, redif, nakarat,)

A. Vurgu

Şiirde sözün etkisini, ahengini artırmak amacıyla bazı sözcük hece ya da ifadeleri daha baskılı ve belirgin okumaya vurgu denir. Söz, vurgu ile müzikal bir değer güzelliği kazanır.

Örnek:Aşağıdaki dizelerde koyu renkle gösterilen sözcük ve heceleri vurgulayarak okduğumuzda şiirin etki gücünün arttığını görürüz:

Kalbim yine üzgün seni andım da derinden

Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

B. Tonlama

Şiirde duygu ve düşüncelerin anlamına uygun olarak seslerin yükseltilip alçaltılmasına tonlama denir.

Örnek:                                                            Akıncılar

                                   Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle

                                   Ak tolgalı Beylerbeyi haykırdı: "İlerle!"

Akıncılar" şiirinde savaş meydanından, zafer kazanma hırsından söz edilmiştir. Şiirin ancak yüksek perdeden, coşkulu bir tonda okunmasıyla şiirdeki bu duygu ortaya çıkarılabilir.

C.Ses Tekrarı

Ses uyumu da (armoni) denilen ses tekrarı şiirin bütününde veya mısra, bent gibi alt birimlerinde aynı seslerin birden çok kullanımıyla oluşur.

I-) Aliterasyon:  Bir dize veya beyitte, ahenk oluşturacak biçimde, aynı ünsüzün tekrarlanmasına aliterasyon denir.

"Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında."

Bu dizelerde "k ve s" sesleri yinelenmiş ve alite­rasyon örneklenmiştir.

II-)Asonans:

Şiirde ahengi sağlamak için aynı ünlü seslerin tekrarlanmasına asonans denir. Genellikle aliteras­yonla birlikte yapılır.

“Gül, gül” dedi, bülbül güle, gül gülmedi gitti,
Bülbül güle, gül bülbüle, yâr olmadı gitti.

                         Bu dizelerde "ü" sesi yinelenmiş ve asanonsa örnek olmuş.

Not: Bir dizede hem asonan hem aliterasyon olabilir. Örneğin yukarıdaki şiirde "ü" asonansı var iken       "l" aliterasyonu vardır.                                                                                       

Kaynak:derskonum.com          Hazırlayan: Mustafa Şahin Edebiyat

D-ÖLÇÜ

I-) Hece Ölçüsü: Dizelerdeki hece sayısının eşitliği temeline dayanan ölçüdür. Hece ölçüsü, Türklerin ulusal ölçüsüdür. Hece ölçüsüne "parmak hesabı" da denir.

Hece ölçüsünde, dizelerdeki sözcüklerin grupla­nışından doğan ayrım yerlerine durak denir.


Ben yürürüm / yâne yâne    

Aşk boyadı / beni kâne

Ne âkılem / ne divâne

Gel gör beni / aşk neyledi

4 + 4 = 8'li hece ölçüsü

 

Derinden derine / ırmaklar akar   

Uzaktan uzağa / çoban çeşmesi

6 + 5  = 11'li hece ölçüsü

  

 

PRATİK ÇÖZÜM: Hece sayısını hızlı bulmak için dizelerdeki ünlü harfleri sayman yeterli… Her ünlü harf bir hece oluşturur.

Sabahın / seher vaktinde → 3 + 5

Bir garip / bülbül dolaşır → 3 + 5

Yanağında / gül açılmış → 4 + 4

Ol güle / sünbül dolaşır → 3 + 5


 




B-Aruz Ölçüsü:
Şiirde dizelerdeki hecelerin açıklık kapalılık

(uzunluk kısalık) bakımından değerlerinin eşitliğine dayanan ölçüdür. Yani dizelerdeki hecelerin seslerine göre düzenlenmesidir.

*Ünsüzle biten heceler uzun ya da kapalı (–), ünlüyle biten heceler kısa ya da açık (.) olarak çözümlenir.

*Aruz ölçüsü, Arap nazım ölçüsüdür. İslamiyet'in yayılmasından sonra İran ve Türk edebiyatların­da kullanılmıştır.

 

 

C-Serbest Ölçü:

Herhangi bir ölçüye bağlı kalınmadan yazılan şiirler serbest nazım örneğidir.

Hecelerin açık veya kapalı olmasına ya da sayılarına

bakmaksızın şairin özgürce yazmasıdır.

 

 

 

 

 

 

E-Redif

Dize sonlarında yazılışları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, yardımcı seslerin ve sözcükle­rin tekrarına redif denir.

Redifin bulunduğu dizelerde uyak rediften önceki kısımda yer alır. Kafiyenin bulunduğu bir dizede redif olmayabilir. Yani, kafiyenin varlığı redife bağlı değildir.


Türkçedeki yapım ve çekim eklerini kavramadan, ek halindeki redifleri kavramak mümkün olama­yacaktır. Redifler cümle, sözcük veya ek halinde olabilir:

                        Yunus bu sözleri çatar

                        Sanki yağı bala katar

                        Halka meta'ların satar

                        Yükü cevherdir, tuz değil

Bu dizelerde, "çatar, katar, satar" sözcüklerindeki "–ar" (geniş zaman çekimi) ekleri aynı görevde oldu­ğu için ek halinde rediftir. "at" ise tam uyaktır.

 

            Şerh edip râz-ı derünum ol canâ'na söylesem

            Pâyine yüzümü sürsem bi-bahâne söylesem

Bu örnekte ise söylesem kelimeleri tamamen aynı anlamda olduğu için kelime halinde rediftir.

Redifler ses-kelime-kelime grubu-mısra şeklinde olabilir.

 

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece                                                            

Kaynak:derskonum.com          Hazırlayan: Mustafa Şahin Edebiyat


F-KAFİYE/UYAK

I-) Yarım Uyak: Sözcük ve eklerin son hecelerinde tek ses benzerliğine dayanan uyaktır.

Bin yaşasam bir gün gibi geçecek

Her fert ecel şerbetinden içecek

Halk topraktan sana bir yer açacak

Makamın oradır bil melül melül

"–ecek / –acak" ekleri aynı anlam ve görevde ol­duğu için rediftir. Geriye kalan "ç" ünsüzü ise yarım uyaktır.

 

 

II-) Tam Uyak: İki ses benzerliğine dayanan uyak çeşididir.

Gel bakma kimseye hor

Halkı yorma, kendin yor


NOT: Uzun okunan ünlüler çift ses kabul edildiğinden tam uyak olarak alınır.

 

Ya Rab, belâ-yı aşk ile kıl aşinâ beni

Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

 

 

III-) Zengin Uyak: Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Örümcek bağlamış, yanmış ormanlar   

Ekinsiz tarlalar, küflü harmanlar              burada "lar" aynı görevde ve seste olduğu için redif !

 

Şu karlı dağların arkası gurbet

Garibin çarığı, hırkası gurbet 

 

IV-) Tunç Uyak: Uyaklı olan sözcüklerden biri, diğerinin içerisinde aynen tekrar ediliyorsa buna tunç uyak denir.

Bir gün dedim ki istemem artık ne yer ne yâr

Çıktım sürekli gurbete gezdim diyâr diyâr

 

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

 

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su

Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu

 

V-) Cinaslı Uyak: Dize sonlarında yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcüklerin kullanılmasıyla yapılan bir uyaktır.

 

 Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç

 

Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yarimden ayrılmam
Götürseler asmaya

 





G-NAKARAT: Türkü bakımından iki bölümden oluşur. Birinci bölüm, asıl sözlerin bulunduğu bölümdür ve "bent" adını alır. İkinci bölüm ise her bendin sonunda tekrarlanan sözlerdir.

Bubölüme "bağlama" veya "kavuştak" adı verilir. Divan edebiyatında tekrarlanan bu bölüme "nakarat" denir.

 

 

Öneri türkü :)

Erkan Oğur "Zeynebim"

ZEYNEBİM

Söğüdün yaprağı nârindir nârin

İçerim yanıyor dışarım serin

Zeynep'i bu hafta ettiler gelin

 

            Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim

           Üç köyün içinde şanlı Zeynebim

 

Zeynep bu güzellik var mı soyunda

Elvan elvan güller kokar koynunda

Arife gününde bayram ayında

 

           Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim

          Üç köyün içinde şanlı Zeynebim

 

 

4-Manzume Nedir ? Şiir ile karşılaştırılması

Edebi eserlerin, nazım (şiir) ve nesir (düz yazı) olmak üzere iki temel ifade biçimi vardır. Nazım biçiminde oluşturulmuş eserlere manzum eser, nesir yoluyla oluşturulmuş eserlere ise mensur eser denir.

*Bir şiir düz yazıyla oluşturulmuş edebi eserlerde görülen olay örgüsü, kişi, zaman ve mekân unsurlarıyla meydana getirilmişse buna manzume denir.*


Not: Manzume eski dilde şiir anlamında kullanıldığını unutmayınız.

 

Manzum hikâyelerin genel özellikleri şunlardır:

ÖKSÜZ

Her gün mektebe gelirken

Kulübesinin önünden

Geçtiğiniz fakir kadın

Pek hastadır, belki yarın

Çocuğu öksüz kalacak;

Bilmem onu kim alacak?

Onlar için

Dua edin!"

Bugün derste hocaefendi

Bize bunları söyledi.

Kuzum anne, Öksüz nedir?

.....

Tevfik Fikret

Hikâyede bulunan bütün özellikler (olay, yer, zaman, kişiler)

manzum hikâyede de bulunur.

Toplumu ilgilendiren konular ve olaylar işlenir.

Daha çok ders veren, eğitici, öğretici, etkileyici konular seçilir.

Ölçü ve uyağa dikkat edilir.

Anlam, alttaki dizelerde de devam eder.

Karşılıklı konuşmalara yer verilir.

Dizelerin uzunlukları aynı olmayabilir.

Manzum hikâyelerde şairler ya bir olayı anlatırlar ya da öğüt

vermek amacını güderler.

Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle başlar, o çevrenin

kişileri tanıtılır. Sonra olay anlatılır. Amaç okura bu bölümde

ders vermektir. Bir hikâye gibi sonlandırılır.

Giriş, gelişme ve sonuç bölümleri hikâye ile benzer özellikler

gösterir.

Manzum hikâyeler dörtlük, beyit, bent şeklinde de yazılabilir.

En büyük iki temsilcisi Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy'dur.

 

 

                                                                                                              Kaynak:derskonum.com          Hazırlayan: Mustafa Şahin Edebiyat



 

KONULARINA GÖRE ŞİİR TÜRLERİ

Didaktik Şiir: Bir düşünceyi aktarmak veya belli bir konuda öğüt, bilgi, ders vermek amacıyla öğretici nitelikte yazılan şiir türüdür. Didaktik kelimesi Yunanca öğretici anlamına gelen “didaktios” kelimesine dayanmaktadır. Daha çok dinî, ahlaki, felsefi, sosyal konularda yazılır. Manzum hikâyeler, fabllar didaktik özellik gösterir.

Örnek
Gönülce düş bir yola,
Bir gönülce kapı aç!
Sen sen ol, verme mola,
Senden kurtul, sana kaç!
-Feyzi Halıcı

 

Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş Yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum?

-Aşık Veysel

Pastoral Şiir: Tabiat güzelliklerini, kır ve çoban hayatını anlatan şiir türüdür. Pastoral kelimesi Latince “çobanlara ilişkin” anlamına gelen “pastoralis” kelimesine dayanmaktadır. Pastoral şiir; süsten uzak, sade bir dille yazılır.

Örnek
İlkbaharı geldi Anadolu’nun,
Silifke’de çiçek açtı nar şimdi.
Her tarafı yeşillendi Bolu’nun,
Sultandağı benek benek kar şimdi.
-Abdurrahim Karakoç

 

Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;

Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.

Ormanlar koynunda bir serin dere,

Dikenler içinde sarı gül vardır.

-Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI
 
a) İdil: doğrudan doğruya kır hayatının güzelliğini 
işleyen  kısa pastoral şiirlere idil denir.
b) Eglog: Birkaç çobanın aşk, kır hayatı vb. üzerine 
karşılıklı konuşması yoluyla yazılan şiirlerdir. 

 Dramatik şiir

Manzum tiyatro yapıtlarındaki şiirlerdir. Eski Yunan edebiyatında dramatik ürünler (tiyatro eserleri) manzum olarak yazılırdı. Yani dramatik şiir, bugünkü tiyatro sanatının yerini tutmaktaydı. Daha çok tiyatro türlerinden olan tragedya metinlerinde kullanılır.

Bu yüzden acıklı olayları dile getiren şiirlere dramatik şiir demek de mümkün.

 

Sala verilirken kalktık kahveden,
Cumaydı, yılın en beklemiş günü,
Yemeni gibi üstünde tabutun,
Gölge veren ağaçsız bir gökyüzü.
Kızın babası yanımızda, boyu uzun,
Zayıf, ağzında mırıltılar.

 

Mustafa Şahin EDEBİYAT

 

Vurulmuşum,

Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Vurulmuşum, yatarım kanlı, upuzun

 

6-Edebi sanatlar (söz sanatları)

1) TEŞBİH (BENZETME)

Sözü daha etkili duruma getirmek için aralarında ilgi bulunan iki unsurdan güçsüz olanı güçlü olana benzetmektir.

Benzetmede dört unsur bulunur:

a) Benzeyen                b) Benzetilen               c) Benzetme Yönü                  d) Benzetme Edatı

Çocuk tilki gibi kurnaz biriydi.

Minik yavrucak elma gibi kıpkırmızı yanaklarıyla gülücükler saçıyordu.

Toprağa diz vuruşu dağ gibi zeybeğin

Binalar kale gibi olduğundan içeri girilemiyordu.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Yalın Benzetme (Teşbih-i beliğ)

Sadece temel ögelerle (benzeyen, kendisine benzetilen) yapılan benzetmelere denir.

 Selviler içinde bir alev  Emirsultan


2) İSTİARE (EĞRETİLEME)

Benzetmenin asıl unsuru olan benzeyen ve benzetilenden yalnızca biri kullanılarak yapılır.

a) Açık İstiare: Benzeyenin bulunmayıp yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.

b) Kapalı İstiare: Benzetilenin bulunmayıp yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir.

Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor. (A.İ)

Ay, altın ağaçlardan yere damlıyordu.(K.İ)

Ülkemizde üniversiteden mezun olmuş pek çok fidan artık iş de bulamıyor.(A.İ)

Bahar gelince bir ağızdan şarkılar söyler kuşlar.(K.İ)

NOT: Teşhis ve intak olan her yerde kapalı istiare vardır.


3) KİNAYE

Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanmaktır.

Uyarı: Kinayede daha çok mecaz anlam kastedilir.

Mum dibine ışık vermez.

Taşıma su ile değirmen dönmez.

 

Seydi Fakıllı köyünde kadınlar su çeker gayya kuyusundan

Uyan Anadolu'm uyan ölüm uykusundan

4) MECAZ I MÜRSEL (AD AKTARMASI)

Benzetme amaç güdülmeden bir sözün ilgili olduğu başka bir söz yerine kullanılmasıdır.

a) Bütün - parça / parça - bütün ilişkisi: Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor.

b) Sanatçı - yapıt ilişkisi: Bu yaz elinden hiç düşürmedi Oğuz Atay'ı

c) İç - dış ilişkisi: Çok acıkmış olmalı iki tabak yedi hala doymadı.

d) Yön - ülke ilişkisi: Batı'nın uygarlık maskesi düştü.

e) Yer - olay ilişkisi:Malazgirt, Anadolu'nun kapılarını bizlere açtı. -Susurluk hala silinmedi hafızalardan.

f) Yer - yönetim ilişkisi: Atina, Avrupa Birliği'nin ekonomik desteği ile

g) Yer - insan ilişkisi: Dün gece İstanbul yeniden sokağa döküldü.

 

 

5) TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME)

İnsan dışındaki canlı cansız varlıklara insan özelliği kazandırmaktır. Her teşhiste aynı zamanda kapalı istiare vardır.

Bir sarmaşık uyanıyordu uykusunda

Geriniyordu bir eski duvarın sıvasında.

 

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem,

Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem.

 

Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın,

 

 

 

6) İNTAK (KONUŞTURMA)

İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır. Her intak sanatında teşhis sanatı vardır; ancak her teşhiste intak sanatı yoktur.

EŞREF KOTAN on Twitter: "Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme  yüklü Kafdağı, Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, Dev sancılarımın budur  kaynağı! #NecipFazılKısakürek… https://t.co/cY57S6Z60F"

Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin?

Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince:

Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince.

 

Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:

İçimde kanayan yara gibisin.

 

Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,

Minicik gövdeme yüklü Kafdağı.

 

 

7) TECAHÜL İ ARİF (BİLMEZDEN GELME)

Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktarmalıdır.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz.

 

Acaba ot gibi yerden mi bittim

Acaba denizlerde mi şaşırdım

Ve zamanı nasıl unutmaktayım

 

 

8)HÜSNÜ TA’LİL (GÜZEL SEBEBE BAĞLAMA)

Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini, gerçek sebebinin dışında başka, güzel bir nedene bağlamadır.

Gül bahçesi sevgiliden haber geldiği için

Süslendi ve güzel kokular süründü.

Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak.

Senin o gül yüzünü görmek için

Sana güneş bakmak için doğuyor.

 

Ölüm, güzel şey; budur perde ardından haber

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber

 


Kaynak:derskonum.com          Hazırlayan: Mustafa Şahin Edebiyat


9) MÜBALAĞA (ABARTMA)

Sözün etkisini güçlendirmek için bir şeyi

olduğundan daha çok ya da olduğundan daha

az göstermektir.

Manda yuva yapmış söğüt dalına,

Yavrusunu sinek kapmış.

Ben sevdalar çölüyüm

Keder minhet gölüyüm

Yaşayan bir ölüyüm

Kerem et, sağla beni

 

Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,

Minicik gövdeme yüklü Kafdağı.

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.

 

10) TEZAT (KARŞITLIK)

Aralarında ilgiden dolayı, birbirine zıt kavramları bir arada kullanmaktır.

Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

 

İçimde kar donar, buzlar tutuşur,

Yağan ateş midir, kar mıdır bilmem.

 

Her zaman genç gözlerinde gülüyor

Şu kocamış ve yorgun İstanbul

 

Gülmek ol, goncaya münasiptir,

Ağlamak bu, dil i hazine gerek.

 

 

11) TEVRİYE (AMACI GİZLEME)

İki değişik anlamı olan bir sözcüğün bir dize ya da beyitte iki anlamının da kullanılmasıdır.

Tahir Efendi bize kelp demiş (Tahir: özel ad)

İltifatı bu sözde zahirdir

Maliki mezhebim benim zira

İtikadımca kelp Tahirdir. (Tahir: temiz ,arınmış)

 


Bu kadar letafet çünkü sende var,

Beyaz gerdanında bir de ben gerek.

O güzel yüzün benli de,

Göğsün niye bensiz?

,

 

Soluyor dallarda gül dertli dertli.

Şu köpek leşi de şurda fuzuli,

 

O kadar içerlediysen tut kıçından

Vur yere de çıksın içindeki ruhi.


12) TELMİH (HATIRLATMA)

Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatı.

Vefasız Aslıya yol gösteren bu,

Keremin sazına cevap veren bu.

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi,

Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

 

Ekmek Leyla oldu bire dostlarım,

Mecnun olup ardı sıra giderim.

 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.

 

                                                                                                                             Kaynak:derskonum.com          Hazırlayan: Mustafa Şahin Edebiyat

13) TARİZ (TAŞ ATMA)

Bir kişiyi iğneleme, bir konuyla alay etme veya sözün tam tersini kastetmedir.

Müftü Efendi bize kâfir demiş.

Tutalım ben ona diyem müselman.

Lakin varıldıktan ruz ı mahşere,

İkimiz çıkarız orda yalan.

 

Bir nasihatım var zamana uygun,

Tut sözümü yattıkça yat uyuma,

Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye,

 

Şu kavga bitse dersin

Acıkmasam dersin

Yorulmasam dersin

Çişim gelmese dersin

Uykum gelemese dersin

Ölem desene!

 

 


14) TEKRİR

Anlatımı güçlendirmek için bir sözü sık sık tekrar etmektir.

Beni bende demen, ben değilim,

Bir ben vardır, bende benden öte.

 

Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı,

Söz ola oğlu aşı,

Yağ ile bal ede bir söz.

 

Ben güzele güzel demem,

Güzel benim olmayınca.

 

Gece midir insanı hüzünlendiren,

Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için,

Geceyi bekleyen?

 

 

15) TENASÜP (UYGUNLUK)

Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır.

Deli eder insanı bu dünya,

Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,

Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.

 

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

 

Arım, balım, peteğim,

Gülüm, dalım, çiçeğim,

Bilsem ki öleceğim,

Yine seni seveceğim,

 

Kentleri ve kasabaları ve köyleri çevirdik senin  adına

Kapıları tutmaktan artık herkesin nasır oldu elleri

 

Bu akşam ışık olduk, renk olduk, ses olduk,

Yeniden kışla olduk, asker olduk, tüfek olduk.


 

16) LEFF Ü NEŞR (SIRALI AÇIKLAMA)

Bir dizede iki ya da daha fazla kavramdan bahsettikten sonra diğer dizede onlarla ilgili açıklama yapmaktır.

 

Bakışların fırtına,

Duruşun durgun su,

Biri alabora eder,

Biri boğar.

 

Gönlümde ateştin, gözümde yaştın,

Ne diye tutuştun, ne diye taştın.

 

Ben bir sedefim, sen nisan bulutu,

Ver damlaları, al yuvarlak inciyi.

 

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın

Sesini duyan olur, sana göz koyan olur

 

Gönlümde ateştin gözümde yaştın

Ne diye tutuştun, ne diye taştın

 

 

 


17) İSTİFHAM (SORU SORMA)

Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormaktır.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

 

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

 

Şu karşıma göğüs geren

Taş bağırlı dağlar mısın?

 

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

 

Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?

Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?

 

18) TEDRİC (DERECELENDİRME)

Birbiriyle ilgili kavramların bir derece gözetilerek sıralanmasıdır.

İki asker, mızrak mızrağa, kılıç kılıca, hançer hançere vuruşmaya başladı.

 

 Her şey araya gidiyor, aradan çıkıyor

Arada çocuklar doğuyor, büyüyor, yürüyor

Arada evler, evlenmeler, ölümler duruyor

Arada yaz, kış, bahar, dünya dönüyor

 

19) NİDA (SESLENME)

Şiddetli duyguları, heyecanları coşkun bir seslenişle anlatmadır.

Daha çok ay, ey, hay, ah ünlemleriyle yapılır.

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!

 

Ey benim sarı tamburam!

Sen ne için inilersin?

 

Çatma kurban olayım ey nazlı hilal!

 

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker

Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer

 

20) CİNAS

Yazılışları aynı, anlamları farklı sözcüklerin bir arada kullanılmasıdır.

Niçin kondun a bülbül kapımdaki asmaya

Ben yârimden ayrılmam götürseler asmaya.

 

Kara gözler,

Sürmeli kara gözler,

Gemim deryada kaldı,

Gözlerim kara gözler.

 

Kalem böyle çalınmıştır yazıma,

Yazım kışıma uymaz, kışım yazıma.

 

Böyle bağlar,

Yar başın böyle bağlar,

Gül açmaz, bülbül ötmez,

Yıkılsın böyle bağlar.

 

Kalenin ardında üç ağaç incir

Çekme zincirleri kolların incir


 

21) ALİTERASYON

Dize ya da mısrada ahenk oluşturacak şekilde, aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasıdır.

Eylülde melül oldu gönül soldu lale

Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hale.

 

Seherde seyre koyuldum semayı deryayı.

 

Kara toprak içinde kara karıncayı karanlık gecede görür.

 

Sisler bulvarında seni kaybettim.

Sokak lambaları öksürüyordu.

 

 

22) SECİ

Düz yazıda cümle içinde yapılan uyağa denir.

 

İlahi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden İlahi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle.

 

Degül idim ben sana mail sen ettin aklımı zail.

 

Ey gözlerim nuru, gönüllerin süruru; başımızın tacı, ehl-i dilin miracı; gönüllerin ziyası, dil hastasının şifası!

 

 

 

 

23 ) İRSAL-İ MESEL (Atasözü Kullanma)

Bir düşünceyi kanıtlamak amacıyla bir atasözünü ya da özlü sözü örnek gösterme sanatıdır.

 Kirpikleri uzundur yarin hayale sığmaz

Meşhur bir mesaldir mızrak çuvala sığmaz.

 

 

Yırtıcı kuşun ömrü olur az

Bir tek ipte iki cambaz oynamaz

 

Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye,

 Geçti Bor'un pazarı, sur eşeği Niğde'ye! 

 

24-) AKROSTİŞ

Her mısranın ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru oku­nunca bir ismin çıkacağı şekilde yazılmış şiire denir.

Mecnun dediler adıma, adınla çölleri aştım

İnlettim Ferhat gibi koptum dağdan sellere taştım

Nesimi'nin derisinde bedenden Hakka ulaştım.

Ezelden sevda bendim başka bedenlerde dolaştım.

                                                           Mustafa Şahin

Elem aşk olur senle olduğum zaman

Lakin zor gelir nefes almak sensiz

İnleyen geceye bir yumruk attığım an

Fırtınalar kopar yüreğimde çaresiz

                                   

 

 

25-) LEBDEĞMEZ

Bir şiir dize ya da dörtlükte dudak ünsüzü olan "b, p, f, m, v" ünsüzlerinin kullanılmaması sanatıdır.Ozanlar iki dudağı arasına bir iğne koyar ve dudaklarını birbirine değdirmeden şiir okurdu.

 Her şey ne sıcaktı, her şey ne iyi

Hatta o karanlık aysız geceler

 

 


7-Şiirde İmge

İmge:  İmge duyguyla edinilen bir deneyi­min zihindeki görüntüsüdür, "düşünsel bir resim"dir. Duyularda algıladığımız varlıkların, durumların zihni­mizdeki görüntüleri, bunların şiire yansımış biçimine imge denir. İmge, şiirin temel yapı taşıdır. Şiirde imge kurma, imge oluşturma şiir diline ayırıcı özellikler kazandırır. Sözgelimi, "Ay damlıyor üstümüze gök­yüzünden" dizesinde damlama eyleminin sıvılara ait olması gerçeği katı ve parlak bir cisme aktarılmıştır.

İmgenin oluşma aşamaları şunlardır:

Şair dış dünyayı gözlemler,                      

Zekâsı ve sezgi gücüyle gözlemlediği unsurlardan kendine göre bir seçme ve eleme yapar,

Bilincinde, şair duyarlığında bunlar arasında değişik ilişkiler ve bağlantılar kurar,

İlginç gelebilecek, anlamlı, hayret ve hayranlık uyandırıcı soyut bir görüntü oluşturur,

Bu özgün görüntüyü etkili, çarpıcı bir dille şiire döker.

 


"Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; 

Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!"

"Bugün ben bir güzel gördüm

Bakar cennet sarayından"


 

"Bugün ben bir güzel gördüm" ifadesi yaşadığı­mız dünyada gerçekliği olan şeylerdir. Günlük hayat­ta birçok güzel görmek mümkündür.  "Bakar cennet sarayından" güzel bir kız cennet­teki bir saraydan bakamaz, evinin penceresinden ba­kar, ancak şair bu gerçekliği dönüştürerek sevgilisini cennetteki hurilere, evini de cennetteki saraylara ben­zetmiştir.

 

Anlam belirleyicileri, anlam ayırıcı­ları arasında uyum bulunmayan birleştirmelere alışıl­mamış bağdaştırma denir. İmgeler de birer alışılma­mış bağdaştırma örneğidir

 

Sapma:  Sapma, sözcüğü bilimsel ya da şiir terimi olarak sözcüklerin ses, biçim, anlam özelliklerinde ve dilin söz dizimi niteliklerinde bilinçli olarak değişikliğe git­meyi, ortak dilde bulunmayan yeni söz değerleri bul­mayı ifade eder.

Sözcükle İlgili Sapmalar :

Olağan dil bilgisi ve sözcük bilgisi dışında sözcüklerin şairler tarafından yeni biçimlerde oluşturulması bu tür sapmalara örnektir.

            Ben tuttum seni

            Yazdım sevgiledim

            Çizdim sevgiledim

 

            Gözleri göz değil gözistan

 

Yazımsal Sapmalar : Şiirin geleneksel özelliğinin dışına çıkılarak dize başının küçük harfle yazılması, özel isimlerin baş har­finin küçük yazılması, dize içinde cins bir ismin baş harfinin büyük yazılması gibi yazım kurallarını ilgilen­diren sapmalara ise yazımsal sapma denir.

            kanunî süleyman ölür

            görünmez bir mezarlıktır zaman

            şairler dolaşır saf saf

            tenhalarında şiir söyleyerek

            kim duysa / korkudan ölür

            saatlı bir bombadır patlar

            an gelir

            attilâ ilhan ölür "

                        Attila İlhan

Anlamsal Sapma : Anlamsal sapmalar, büyük ölçüde istiareye daya­nır. İstiare, imgelerin ve alışılmamış bağdaştırmaların ortaya çıkışındaki etkenlerden biridir.

            Kurudu artık otlar

            Bitmiyor tazeleri

            Birikinti sularda

            Yaprak cenazeleri

                        Kemalettin Kamu

Şair, yukarıdaki şiirde hiç kullanılmamış bir tam­lamadan yararlanmış, bu anlamsal sapmada cenaze göstergesinin duygu değerini sonbaharın yarattığı hüzünlü ortama uygun düşecek biçimde yaprak gös­tergesini aktarmıştır.

Kaynaklar:

derskonum.com

onedebiyat.net

 9.Sınıf Edebiyat Kitapları

 

                                                                       HAZIRLAYAN: Mustafa Şahin EDEBİYAT

.
.
.


PAYLAŞ BİZE DE KATKIN OLSUN :)

Facebook Twitter Google+
2 Komentar untuk "9.Sınıf Edebiyat Şiir Ünitesi Konu Anlatımı,Ders Notları PDF İNDİR"

Back To Top -->