sponsorlu reklam Admatic -sponsor

Tutunamayanlar Özet,Olay Örgüsü,Tema,Konu,Mekan,Zaman,Kişi Tahlili

Oğuz Atay Tutunamayanlar Tahlili, İncelemesiTutunamayanlar Özet,Tutunamayanlar Olay Örgüsü,Tutunamayanlar Tema,Tutunamayanlar Konu,Tutunamayanlar Tahlili, ROMAN TAHLİLLERİ, 

derskonum.com'un değerli akademisyen-öğretmen-öğrenci-edebiyat sever takipçileri.


Derskonum.com olarak her dönem olduğu gibi yeni dönemde de sizler için kitap cevapları, konu anlatımı, pdf ders notları ile her zaman yanınızdayız..



Bu sayfamızda siz değerli takipçilerimiz için Tutunamayanlar Özet,Olay Örgüsü,Tema,Konu,Mekan,Zaman,Kişi Tahlili üzerine bir paylaşım yazacağız. 

Siz de eğer bize ve tüm eğitim camiasına yardımcı olmak adına hazırladığınız yazılıları-notları-soruları-videoları paylaşmak isterseniz mail adresinden bize ulaşabilirsiniz.

İyi çalışmalar..

doğru konum= derskonum

Destek olmak için lütfen LİNK paylaşınız.
Oğuz Atay Tutunamayanlar Tahlili, İncelemesi
Eser Hakkında
Oğuz Atay’ın yazıldığı dönemde büyük tartışma konusu olan eseri Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü aldı. 1972 yılında yayınlandı. Her yıl çok satan kitaplar arasında yer alan eser, 724 sayfadır.
Romanın Özeti
Genç bir mühendis olan Turgut Özben, yakın arkadaşı Selim Işık’ın kendini bir tabancayla vurarak intihar ettiğini gazetelerden öğrenir ve bundan çok etkilenir. İntiharın nedenini merak ederek araştırmaya başlar.
Selim’in arkadaşlarından Metin ve Esat’la görüşür. Turgut, Selim’in arkadaşlarıyla konuştukça onun farklı yönlerini de görmeye başlar. Selim’in her arkadaşı onun farklı bir yönünü anlatır.
Metin’in anlattıklarına göre; kendisinin Zeliha adlı bir kızla ilişkisi vardır. Selim, Metin’le o kızın ilişkisini onaylamamaktadır. Metin, kızla olan ilişkisini bitirir. Metin, kızı bırakınca, Selim’le o kız arasında bir yakınlaşma olur. Zeliha, bir süre sonra ikisinden de uzaklaşarak başka biriyle evlenir.
Turgut, bir yandan Selim’in arkadaşlarıyla konuşurken bir yandan da Selim’in annesinin yanına gidip gelmeye başlar. Selim’in odasına girerek onun notlarını, adreslerini ve kitaplarını incelemeye başlar. Turgut, Selim’i yeniden keşfetmek için araştırmalarına devam eder. Aslında bu araştırmalar Turgut’un kendini tanımasına da fırsat verecektir. Selim’in hayatına giren kişilerle görüşürken kendi iç sesi olan Olric de ona, kendisini anlatacaktır.
Turgut, Selim’i tanıdıkça onunla pek çok ortak yönlerinin olduğunu fark eder. Selim’in arkadaşlarından Esat’ın anlattıklarına göre; Esat, Selim’le lise yıllarında tanışmıştır. Birlikte pek çok oyun düzenlemiş, pek çok oyun keşfetmiş ve bunlarla eğlenmişlerdir. Esat’a göre Selim, ilginç kişiliği olan, zeki, oyunu seven, çok kitap okuyan bir çocuktur.
Turgut’un Olric adlı hayali bir arkadaşı vardır. Aslında Olric Turgut’un iç sesidir. Olric, bazen Turgut’un düşüncelerinin tam tersini savunmakta, bazen onun düşüncesini desteklemekte, bazen doğru kararlar almasına yardımcı olmakta, bazen de onu cesaretlendirmektedir.
Turgut, Selim’in yaşamını irdeledikçe; hayatın sonsuz olasılıklarını ve onlara tutunmanın yararsızlığını hissetmeye başlamıştır. Selim’i intihara götüren bu buluşlar, Turgut’u da sarsmaya başlamıştır. O da olması gerektiği gibi yaşamadığını, çok da kolay kabul edilebilir bir hayatı olmadığının farkına varmaya başlamıştır. Hayat aslında rastgele, tesadüflerle dolu, yer yer eğlenceli, karmaşık; uzaktan bakıldığında da akan bir nehir gibi süreğen ve devamlıdır.
Turgut, Selim’in arkadaşlarından Süleyman’la da görüşür. Süleyman, ona Selim’in yazdığı 600 dizelik bir şiir verir.
Turgut, Selim’le ilişkisi olan Günseli adlı bir kızla tanışır. Günseli, Selim’e toplu gezi sırasında rastlamıştır. Selim, sıkıntılı ve asık suratlıdır. Günseli, Selim’i avutmaya çalışmış fakat başaramamıştır. Günseli, Selim’in bir küs bir barışık sevgilisidir. Günseli ile Selim’in ilişkileri gitgide ilerler, ancak Selim evlenmeye yanaşmaz. Çünkü Selim, kuşkulu biridir ve geleceğe güveni yoktur. İnançsızdır ve aile düzeni ona ters gelir.
Selim, bir ara kendini içkiye vermiş, çevresiyle uyumsuz bir insan olup çıkmıştır. Kendini kafese hapsedilmiş gibi hisseder. Hastalanır. Kötü yaşarım korkusuyla, hiç yaşamadığını düşünmeye başlar. Selim’in tüm benliğini “ölüm korkusu” sarar. Sonunda Günseli’ye bir mektup göndererek intihar eder.
Selim, son günlerinde “Tutunamayanlar” üstüne bir ansiklopedi hazırlığına girişmiştir ve kendine de bir madde ayırmıştır. Bu maddeye göre; Selim, bir kasabada doğmuştur. Babası bir memurdur. Küçükken ağır bir hastalık geçirmiş, altı yaşındayken ailesiyle birlikte büyük bir şehre göçmüştür. Okulda Sabri adlı bir çocukla arkadaş olmuş, uzun boylu olduğu için arka sıralara oturtulmuştur. Sınıfta çok konuşan biridir. Sonra kızlarla dolaşmaya başlar. O sıralarda Dünya Savaşı patlak verir. Askerliği sırasında Süleyman’la tanışır. Askerliği bitince ortada kalır. Kimse ona sahip çıkmaz. İçine kapanır. Selim de tutunamayanlardan biridir.
Turgut, araştırmaları sırasında kendi benliğini de tanımaya başlamıştır. Selim’in hayatını irdelerken kendinin de tutunamayanlardan biri olduğunu fark eder. Bu gerçek Olric’le yaptığı içsel konuşmalarda iyice belirginleşir.
Turgut, tıpkı Selim’in fark ettiği gibi, kendisini birtakım törelerin, alışkanlıkların yönettiğini fark etmeye başlar. Hayata olan bağlılığını gitgide yitirmeye başlar. Evinden ayrılır. Bir trene binip bilinmeyen bir yere gider. Bir gün trende karşılaştığı bir yolcuya “hayat hikâyesini” anlatan bir yazı bırakarak ortadan kaybolur.
Romandaki Başlıca Kişiler
Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin Kutbay, Nermin Özben ve Günseli Ediz’dir.
Mekân
Romanda mekân işlevsel yönden iki zıtlık üzerine kurulmuştur. Kent ve doğa. Kent genel olarak tutunanların yaşadığı mekân iken, doğa tutunamayanların kaçtığı, sığındığı bir barınak gibidir. Bu barınak romanda Anadolu olarak görünür.
Roman kentte başlar, doğada son bulur. Doğa kentin karşısında yer alan bir değer olarak kirlenmemiş, karmaşıklaşmamış bir mekândır.
Romanda Ankara ve İstanbul ana mekânlar olarak karşımıza çıkar. Bu yerleşim birimleri içinde binalar, caddeler, ağaçlar, insanlar tamamlayıcı unsurlar olarak görülür.
Hızlı bir teknolojiyle kentleşen, beton yığınları arasında sıkışıp kalan insan, dar bir mekân içersinde tutunmaya çalışır. Dar mekânlar, dar zamanlar ve dar düşünceler içinde yaşarlar. Kalabalık, gürültü, yapaylık kentin dar bir mekân olarak insanları etkilemesine neden olur. Eşyanın insandan çok yer kaplaması ve mekânı daraltması, insanı bir kenara sıkıştırır ve onun hareket alanını daraltır.
Romanda karşımıza çıkan diğer bir mekân devlet daireleridir. Memurların tekdüze yaşamlarını barındıran bu soğuk binalar “tutunanların” yaşamlarında önemli bir yere sahiptir. Kendine ait kuralları bulunan bu mekânlar, eşyanın insanı yapaylaştıran ve sıradanlaştıran durumunun göstergesidir.
İnsanlar, sabah belirli bir alışkanlıkla giderler dairelere, aynı alışkanlıkla işleri ağırdan alarak yürütmeye çalışırlar ve yine aynı alışkanlıkla akşamları mesai bitinde evlerindeki sıradanlığa koşarlar.
Kent yaşamının insanı boğan, uyuşturan, düşünmesini engelleyen yapısı bütün mekânlara sinmiş gibidir. Zenginlerin, fakirlerin, müdürlerin, memurların, öğrencilerin, esnafın kısacası yüz binlerce insanın bir arada tutundukları bu mekânda kaçamak yapacakları, gizli işlerle rahatlayacakları mekânlar da yer alır. Karmaşık toplumun arka yüzünü gösteren bu mekânlar, tıpkı apartmanlar gibi kentin arka cephesini oluşturmaktadır. Bireysel anlamda ise insanın görünmeyen yüzünün ortaya çıkışı bu mekânlar sayesindedir.
Selim’in kendi dünyasında oluşturduğu yaşamı barındıran geniş mekânlar da kentin içinde olmasına rağmen, kendi odası ve Esat’ın evi olarak karşımıza çıkar. Kitaplar, karalamalar, küçük bir tiyatro sahnesi, oyunların oynandığı bir dünya olarak karşımıza çıkan mekânlar, kahramanın içsel dünyasını dolduran, zenginleştiren geniş mekânlardır.
Zaman
1934 ve 1936 yıllarında doğmuş iki kişinin düşüncelerinde yazar, tarih anlayışı, toplumda bilgi ve kavramların oturmaması, toplumdaki çelişki ve ölçüsüzlükler gibi pek çok sorunu ele alır.
Yazar, romanında zaman konusunda da deneylere girişiyor; soyutlama yeteneğini elde edememiş çoğunluk için, zamanın da somut örneklerle anlatılabilirliği üzerinde dururken, bu konuda ilginç çeşitlemeler yapıyor.
“Çok iyi hatırlıyorum, başladığı zaman, perdeleri yeni almıştım. Alışılmış zaman ölçüleriyle hesaplaması güç bir süre. Ben o zaman koltukları, pencerenin yanına koymuştum. İnsanın aklında kalmıyor ki; eşya akıp geçiyor. O zamanlar debriyaj kaçırmıyordu. Hey gidi günler!” (romandan alıntı)
Yazar, hayatın tekdüze akışı içinde zaman birimlerini somutlaştırıyor.
“Pazartesi oldu, sonra Pazar, sonra yine pazartesi, sonra yine Pazar oldu. Yakalamaya yetişmeye imkân yoktu; sonra yine Pazar oldu. Geç kalkıldı. Kahvaltı, büyük kahvaltı geç yapıldı. Pazar gazeteleri okundu, bilmeceler çözüldü; geçen hafta çözülen aynı bilmeceler.” (romandan alıntı)
Kurgu Dil ve Anlatım
Tutunamayanlar biçim ve anlatım bakımından önemli bir yenilik denemesidir. “Dört bölüm” ve “yirmi altı alt bölüm”den oluşan roman, “Sonun Başlangıcı”, “Yayımlayıcının Açıklaması”, “Turgut Özben’in Mektubu”, “Numaralanmış Bölümler” ve “Özel Bölümler” olarak düzenlenmiştir.
Roman, içi içe geçmiş üç hikâyeden oluşuyor. Selim Işık’ın intiharla sonuçlanan hayatı ilk hikâyeyi; Selim’in hayatını ve intiharını araştıran ve onun etkisiyle hayatı değişen Turgut Özben’in ruhsal dünyası ikinci hikâyeyi; bütün bu olayların yazılması ve kitap haline gelmesiyle ilgili gelişmeler de üçüncü hikâyeyi oluşturmaktadır.
Turgut’un hikâyesi kronolojik bir sıra izlerken, ikinci hikâyede Selim’in dönemleri karışık bir biçimde sunulur. Turgut’un öyküsünde zaman, dizimsel açıdan düzenli bir sıra izler. Selim’in öyküsü ise geri kırılmalarla ve sırasız biçimde verilir. Turgut’un hikâyesi başladığı noktadan devam ederken, Selim’in öyküsü geri dönüşlerle tamamlanır.
Teknik bakımdan alışılmışın dışına çıkan roman; nazım, nesir ve tiyatronun çeşitli türlerinde rastlayabileceğimiz biçim ve anlatım özelliklerine sahiptir. Olaylar zincirinin sürükleyiciliği yerine, ayrıntıların yoğunluğu üzerine kurgulanmıştır.
Romanda “yayımlayıcı” olarak karşımıza çıkan anlatıcı, Turgut’un bıraktığı notları düzenleyen kişidir. Romanın anlatım biçimi, sona eklenen Turgut Özben’in mektubu dışında genellikle üçüncü tekil kişi anlatımıdır. Anlatım tutumu ise çoğunlukla eleştirisel, hicivci ve alaycıdır. Roman, bu açıdan esnek bir yapıya sahiptir. Romanda, eğitim sisteminden bürokratik yapıya kadar hep bu eleştirisel alaycı bakış açısı göze çarpmaktadır.
Romanda denenen anlatım tekniklerinin biri de bilinç akımı tekniğidir. Romanda olay zinciri olmadığından anlatım daha çok iç konuşma, özellikle de Turgut’un iç konuşmalarında, onun ruh dünyasında yoğunlaşır. Herhangi bir konuda düzgün ve tutarlı düşünceler değil, gerçek hayatta olduğu gibi insanın aklından geçenler, bazen şaşırtıcı atlamalar ve çağrışımlarla oluşan bir akım halinde yansıtılır.
Yazarın denediği bir başka anlatım tekniği de hiçbir noktalama işaretine yer vermeyen, art arda dizili, konudan konuya atlayan bir tarz. Bu anlatım tarzı 68 sayfalık bir bölümü kapsıyor. Turgut, arkadaşı Selim’in hayat hikâyesini, onun hakkında öğrendiklerini değerlendirerek kompozisyon biçiminde yazıyor. Bu yazıda anlatıcılar bazen Selim, bazen de nişanlısı Günseli’dir. Bu da ortak yaşanmış bir hayat diliminin göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.
Roman içersinde karşımıza çıkan Olric’in, Turgut’un iç benliği, kendi iç konuşmalarında seslendiği kurmaca kişi olduğu anlaşılıyor. Turgut, yaşadığı gerçek dünyadan ve alıştığı düzenden uzaklaştıkça Olric’e yaklaşmaktadır.
Romanın Türü
Roman, postmodern tarzda yazılmış “sosyal roman” türüne girer.
Romanın Konusu
Tutunamayanlar, belirli bir olayı anlatmaktan çok izlenimler, çağrışımlar, eleştiriler ve çözümlemelerden oluşan bir romandır.
Roman, Turgut’un intihar eden arkadaşı Selim’in hayatını ve ölüm nedenini çözmeye ve onu anlamaya çalışması ekseninde oluşuyor.
Romanda, hangi düşünceye tutunmaya çalışırsa çalışsın, onun anlamsızlığının farkına varan bir aydının, kendisiyle girdiği savaşı kaybederek intihara sürüklenişi anlatılmaktadır.
Genel Değerlendirme
Tutunamayanlar, hayatın kendisi kadar karmaşık, çoğu zaman hayatın kendisi kadar anlaşılmaz, kişilik analizleri ve ayrıntılarla dolu bir romandır.
Romanda her karakterde Oğuz Atay’dan bir parça görüyoruz. Kişiler farklı ama sorgulamalar aynı. Romanın adı dahi kendini başkalarından ayıran, sanki acı çekmeye mecbur bir grup insanı anlatıyor. Romanın başkarakteri Turgut’ta, başından sonuna kadar kendini dışarıdan görme çabası seziliyor. Turgut’un, Selim’i kendine ne kadar yakın gördüğü roman boyunca vurgulanıyor. Roman bütününde hayatın sonsuz ihtimalleri içinde oluşan anlamlar ve onlara tutunmanın yararsızlığını hisseden insanları sorguluyor.
Yayınlandığı günden bu yana derin yankılar uyandıran Tutunamayanlar, hem içerik hem de biçimsel özellikleri bakımından Türk edebiyatında yepyeni bir evredir.
Roman, alışılmış roman tekniğinden farklı bir teknikle yazılmıştır. Türk edebiyatının ender eserlerden biri olan Tutunamayanlar, derin analizlere, ayrıntılara ve farklılıklara önem veren okuyucuların, zevkle okuyacağı bir eserdir.


1 Yorumlar

Daha yeni Daha eski

sponsor reklamı

SPONSOR REKLAMI

derskonumesnk