sponsorlu reklam Admatic -sponsor

17. Yüzyıl Divan Edebiyatı Özellikleri

17. Yüzyıl Divan Edebiyatı Genel Özellikleri




XVII. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI

XV. yüzyılda gelişmesini tamamlayan Divân Edebiyatı, XVI. yüzyılda en yüksek noktasına ulaşmıştır. İlim ve edebiyat, geçmiş yüzyıllardan aldığı hızla, XVII. yüzyılda da yükselişine devam etmiştir.
Zaman zaman devletin yıkılışından söz edilen bu yüzyılda edebi hayat oldukça canlıdır. XVI. yüzyılda Türk Edebiyatı’nın zirvesi idrak edilmiş, Fuzuli ve Bâki gibi üstâdlar, “geçilmez” şahsiyetler olarak kabullenilmiş iken, bu yüzyılın başlarında ve ortalarında hatta sonlarında yeni üstadlar ortaya çıkmıştır. Bunda, bu yüzyılda ve geçmiş yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nin başında bulunan padişahların şair oluşları, şiir ve Edebiyat ile yakından ilgilenmeleri başlıca âmil olarak telâkki edilir. XVII. yüzyıla girerken devletin başında bulunan Sultan Üçüncü Mehmed “Adli” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Ancak şiirleri, kendisinden sonrakilere tesir edebilecek güçte olmamıştır.
Birinci Ahmed, “Bahti” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Âşıkâne gazelleri yanında, askerin zaferlerini dile getiren manzumelerine de rastlanır. Halifelik sıfatına yaraşır biçimde İslam dinine ve Hz. Peygamber’e bağlılığı vardır.
İkinci Osman (Genç Osman), “Faris” mahlasını kullanmıştır. Bu mahlasın bazı şiirlerde vezin gereği olarak, “Farsî” şekline girdiği görülür.
Bu yüzyılın en sert ve etrafına korku saçan padişahı Sultan Dördüncü Murad da “Murâdî” mahlasını almıştır. IV. Murâd, Nef’i’nin şiirlerini takdir etmiş, onu sohbetlerine almış ve korumuştur. Ancak Nef’i’nin sert mizacı ile padişahın şiddeti bağdaşamamış ve bu yakınlık, büyük şairin idamı ile sonuçlanmıştır.
Yüzyılın ikinci yarısında 39 yıl gibi uzun bir müddet saltanat sürmüş bulunan IV. Mehmed de şairdir. Padişahın kadınlarından Afife Sultan da şiire merakıyla bilinir.
Osmanlı sarayı, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, XVII. yüzyılda da şairleri korumuş ve ülkede ilim, fen, Edebiyat ve sanatın gelişmesine yardımcı olmuştur.
Gerek geçmiş yüzyıllardaki gelişmelerden, gerek uygun şartların doğmasından olsun XVII. yüzyılda ilim alanında güçlü şahsiyetler yetişmiştir.
XVI. yüzyılda yazılan tarihlere, biyografya ve bibliyografya kitaplarına yenileri eklenmiştir.
Taşköpri-zâde’nin Arapça kaleme aldığı Eş-Şekâ’iku’n-Nu’mâniyye fi ‘Ulemâ’i’d-Devleti’l-‘Osmaniyye adlı eserine Nev’-izâde Atâyi tarafından Hadâyiku’l-Hakâyık fi Tekmileti’ş-Şekâyık adıyla tekmile yazılmıştır. Taşköpri-zâde’nin Şekâyık’ına ekler ve tekmileler (tamamlamalar) gittikçe artan sayıda devam eder.
Hoca Sa’de’d-Din Efendi (d. 1536 ö. 1599)’nin Tâcü’t-Tevârih’i ile açılan çığır, kendisinden sonra gelenler tarafından genişletilmeye çalışılmıştır.
Hasan Bey-zâde Ahmed “Hasan Bey-zâde Tarihi” adı ile bilinen eserini Tâcü’t-Tevârih’i biraz sadeleştirerek özetlemiş ve onun bıraktığı yerden 1032 - 1622 yılına kadar meydana gelen olayları eklemiştir. 
XVII. yüzyılın en değerli tarihleri arasında yerini alan eser; Peçevi İbrahim Efendi’nin Peçevi Tarihi’dir. 1520 - 1648 yılına kadar meydana gelen olayları içine almıştır.
XVII. yüzyılın tarih olaylarını en iyi bir şekilde Kâtib Çelebi’nin Fezleke’sinden takip edebiliriz. Fezleke, 1590’dan 1654 yılına kadar ortaya çıkan olayları içine alır. Edebiyat tarihimiz yönünden çok değerli olan bu eser basılmıştır.
Bu yüzyılın düşünce, idâre ve toplum hayatında Risale’siyle mühim yer tutan Koçi Bey’den söz edilmeden geçilemez.
Bu yüzyılda Katip Çelebi, Arapça olarak, Keşfü’z-Zunûn’an Esâmi’l-Kütbi ve’l-Fünun adlı 10.000 kadar yazardan ve 15000 kadar kitaptan söz eden eserini, Türk bilim dünyasının faydalanmasına sunmuştur. Keşfü’z-Zunûn, kısa zamanda büyük takdir toplamış, Vişne-zâde Mehmed İzzeti tarafından zeyil yazılmıştır. Keşfü’z-Zunûn zeyilleri yüzyıllar içinde artmış ve basılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da bastırılmıştır.
Bilimin çeşitli dallarında yazılan bu eserler yanında, Türk Edebiyatı tarihini yakından ilgilendirenler elbette şair tezkireleridir. Bu yüzyılda ilk tezkire, Sâdıki-i Kitab-dâr tarafından yazılan Mecma’u’l-Havâs olup, Osmanlı sınırları dışında kaleme alınmıştır. Yüzyılın son tezkiresi de Güfti Ali’nin manzum olarak yazdığı Teşrifutü’ş-Şu’arâ’sıdır. XVI. yüzyılın altı tezkiresine karşılık XVII. yüzyılda yazılanlar yediye ulaştığı halde onlar kadar değerli görülmemektedir.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski

sponsor reklamı

SPONSOR REKLAMI

derskonumesnk