YAZILI SORULARI

18 MART İLE İLGİLİ TİYATRO METİNLERİ, ÖRNEK OYUNLAR

18 MART İLE İLGİLİ TİYATRO METİNLERİ, ÖRNEK OYUNLAR


18 MART İLE İLGİLİ TİYATRO METİNLERİ, 18 MART ÖRNEK OYUNLAR, 18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ TİYATRO METİNLERİ, TİYATROLAR,
..

 derskonum.com'un değerli akademisyen-öğretmen-öğrenci-edebiyat sever takipçileri.


Derskonum.com olarak her dönem olduğu gibi yeni dönemde de sizler için kitap cevapları, konu anlatımı, pdf ders notları ile her zaman yanınızdayız..



Bu sayfamızda siz değerli takipçilerimiz için 18 MART İLE İLGİLİ TİYATRO METİNLERİ, ÖRNEK OYUNLAR  üzerine bir paylaşım yazacağız. 

Siz de eğer bize ve tüm eğitim camiasına yardımcı olmak adına hazırladığınız yazılıları-notları-soruları-videoları paylaşmak isterseniz mail adresinden bize ulaşabilirsiniz.

İyi çalışmalar..

doğru konum= derskonum

Destek olmak için lütfen LİNK PAYLAŞINIZ. :)


18 Mart Çanakkale Zaferi Kısa tiyatro metinleri,Savaş tiyatro Metinleri,Okul öncesi Tiyatro Metinleri
Çanakkale Tiyatro Oyunları,2 kişilik tiyatro metinleri,Asker Tiyatro Metinleri,Çanakkale skeçleri,18 Mart Çanakkale Zaferi 1. Sınıf etkinlikleri




ÖRNEK TİYATRO -1

(Perde açılır. Sahnenin bir tarafında davuleu vardır. Davulun tokmağı havada beklerken bir marş çalınır. )

DAVULCU : Ey ahali! Ecdad yadigarı vatanımıza saldıranlara haddini bildirmek için... Devlet için, vatan için, millet için; teninde canı, kalbinde imanı, dizinde dermanı bulunan herkes, bugün öğlen vakti Çarşı Caminin avlusunda toplansın. (Davul) Sevkiyat vaaaaar!... (Davul) Duyduk duymadık demeyin. (Davul) Küffar üstüne mukaddes cihad ilan edilmiştir. (Davulcu bağıra çağıra sahneden çıkar.)

İHTİY AR : Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşlarda idik. Mukaddes cihad dediler,Galiçya 'ya çağırdılar. Süveyş'te, Sina'da vuruştuk. Allahüekber dağlarında karlara gömüldük.(Duraklar) Şimdi de Çanakkale diyorlar. (Kükrer) Yaşlıyım ama ihtiyar değilim. inanan insan ihtiyarlamaz. Kolum Sina çölünde kaldı. Canım Çanakkale sırtlarında kalsa çok mu? (Mahsun) Kabul etmediler. (Dirilir) (bilgi yelpazesi.net) Yerime oğlum gidecek, benden kalan boşluğu Salih'im dolduracak. (Asker elbiseli dört genç sahneye girer. Biri Salih'tir..)

İHTİYAR .: (Gençlere bakarak) - Hepiniz mi? .

BiR AGIZDAN: - Hepimiz!

İHTİY AR : - Çanakkale'ye mi?

BİR AGIZDAN: - Çanakkale'ye!

İHTİY AR : (Salih'in karşısına doğru yürür)-Gelemediğim için üzgünüm oğlum,Salihim.

SALİ H : -Gavura biz yeteriz baba...

BiR AGIZDAN : - Biz yeteriz! .

iHTİY AR :(Heybetli)- Yerimi dolduracaksın Salih! ....

SALİH :-Benden sonra da oğlum,baba...

BİR AGIZDAN :-Oğullarımız...

İHTİY AR :-Sonra da torunlarımız!

BİR AGIZDAN:-Sonra da torunlarımız...

İHTİYAR :-Düşmana mezar olacak toprağımız.'.

SALIH :-Hiç meraklanma baba,mevzileri boş bırakmayacağız.Sen müsterih ol.

İHTİYAR :-(Salih'e sarılır)-A1lah yardımcın olsun.(Ayrılır)Benim için de kurşun sık gavura.(İç çekerek) Anan da sağ olup görseydi yiğidini...Git artık gecikme.(kucaklaşırlar)

SALİH :(Elini öper)-Hakkını helal et baba.

İHTİY AR :(Ağlamaklı)-Helal olsun. Hepinize uğurlar olsun.Gavuru def etmeden dönmeyin.Bundan sonra köyünüz yok,eviniz yok,aileniz yok.Herşeyinizle cephenin malısınız.(Ağlar)Uğurlar ola!

2.SAHNE (EŞLERİN VEDALAŞMASI)

ASKER-GELİN DiY ALOGU (Rüstem veya Memiş)

EMiNE: Ne var ne yok Bey?

MEMiŞ:(Yalandan söylediği belli olacak şekilde durgundur.) İyilik,iyilik hanım.

EMİNE:Ne oldu Bey? Sende bir hal var. söyle hele, ne oldu?

MEMİŞ:Ağlamayacağına,üzülmeyeceğine söz verirsen anlatayım.

EMİNE:(telaşlıdır.)Ne oldu Bey?Yoksa,yoksa kötü bir şey mi oldu?(Memiş sessizdir.Emine,onun kolunu tutar. )Söz,ağlamayacağım,çabuk söyle!

MEMİş:Düşmanlar... .Düşmanlarımız.. .Boğazımıza sarılmaya Çanakkale 'ye geliyorlar.Vatan,evlatlarından yardım bekliyor.

EMiNE:Öyle mi? Çok mu görmüşler mut1uluğumuzu?(Emine boynunu büker,hafifçe ağlar,gözyaşını siler.) MEMİş:Hani ağlamayacaktın,söz vermiştin?

EMiNE:Ağlamıyorum ki.. ..Ne zaman gidecekmişsiniz?

MEMİŞ: Hemen.

EMİNE:(Üzgündür )Allah,size güç versin Mehmed'im!

MEMiŞ:Elveda Eminem! Bu sevda ,başka sevda.Yurt aşkı derler buna (Duraklar) Olur da Çanakkale'den

sağ dönemezsem,bebeğim beni sorduğunda her şeyi anlat ona:Dün deden,yurt yolunda şehit olmuştu:baban da

aynı şerefli yolda şehit oldu,de.Ona vatan sevgisinin büyüklüğünü anlat.. .Anlat ki ileride o da vatanı,bay-

rağı için ölmeyi göze alabilsin.Her şeyden yüce tutabilsin vatanı.

EMİNE:Sağ salim döneceksin inşallah!

MEMİş:Benim gitme vaktim geldi.Hadi Allah'a emanet ol!

EMİNE:Dur gitme,az bekle.(Çıkar,hemen elinde küçük bir mendille gelir. Mendili Memiş"e uzatır.) MEMİŞ:Nedir bu?(Mendil çıkınını açar.Mendilin içinde küçük bir de bayrak da vardır.)

EMİNE:Bu mendil,benim namusumun ve sana bağlılığımın sembolü..(Bayrağı gösterir.) Bu bayrak yüce milletimizin,bağımsızlığımızın sembolü..Bunu düşman ayakları altında çiğnetme... ..Beni ve çocuğumuzu merak etme..Biz sabırla senin zaferle ve sağ salim köye dönmeni bekleyeceğiz.(Duygulanır)Haydi git,git artık..Bir an önce vatanın imdadına yetiş. Yolun açık olsun.

MEMİŞ:Allah senden razı olsun Hanım! Vatan, böyle analar ve kendine sadık evlatlar ister.Hoşçakal Hanım, Allah'a emanet ol! (Çıkarlar,perde kapanır.)

3.SAHNE (MUHAREBE-CEPHE)

(Cephede beş kişi. Durmuş, bir kenarda dalgın düşünmekte. Rüstem ayrı bir köşede mektup okumakta. Salih Çavuş nöbette. Deli Ali ile Memiş, karşılıklı bağdaş kurmuş, konuşmaktadır. Deli Ali'nin sol gözü sarılıdır. Efektten top tüfek sesleri gelir.) .

MEMİŞ : (Deli Ali'ye) - Gözün ağrıyor mu hala?

DELİ ALi : (Eli kalbinde) - Gözüm ağrısa ne ki,asıl yüreğim ağrıyor.Düşmanın Çanakkale'yi geçmesi ihtimalini düşündükçe, boğulur gibi oluyorum.

MEMiş : - Hangimiz olmuyoruz ki? Gözünü merak etme, iyileşirsin inşallah.

DELi ALİ : (Umursamaz) - Çift gözle arkaya bakmaktansa, tek gözle ileriye bakmak iyidir demişler. Küffar donanmasının yok olduğunu bir kere göreyim, diğer gözümü de vermeğe razıyım.

MEMiş : (Hüzünlü) - Yapma bre deli! Ulvi duygularınla eritme beni.

DURMUŞ : (Memiş'e) - Bizim deli doğru söyler be Memiş. Vatan uğruna değil bir göz, hepimiz can

vermeye geldik. Yeter ki vatan sağ olsun. Hem öyle kolay kolay vermeyiz bu toprakları. Bizi çiğnemeden bir adım öteye gidemezler. Alt cephede, Mustafa Kemal'in cephesinde çok zaiyatlar verdirilmiştir gavura.

(Patlama sesi)

SALİH ÇAVUŞ:(Ufka bakarak) - Kefereler yine gülle yağmurunu hızlandırdı.Kim bilir kaç babayiğit şehit

oluyor her güllenin cehennem ateşinde. .

DELİ ALi : Bizim çavuş yine kitap gibi laf döşemekte. Fena mı Çavuşum? Ateş çemberinden cennete

yol açılıyor. Biz tıkandık kaldık şuracıkta.

SALiH ÇAVUŞ: - Sen sus delilerin delisi! Sana kalsa gülleye karşı çakıyla yürürsün.

DELi ALi : - Çakıyla değil çavuşum, yürekle, (sarılı gözüne elini sürer) gavurun şarapneli gözüme

değdi. Ama yüreğim sapasağlam hamdolsun. Fakat, şu beklemek yok mu? Yarasız öldürecek beni.

MEMİŞ : - Öyle deme bre deli, gözcülük vazifesindeyiz.

DELİ ALİ : - Boşversene. İşe yaramayız diye geri hizmete attılar bizi.Anzak çıkartmasında delilik

etmişim. Kumandanın emrinden önce süngüye davranmışım. Yahu ne yapacaktım? Zebellah gibi Üç Anzak tepeme dikilince, buyur aslanım, hoş sefa geldiniz mi (bilgi yelpazesi.net) diyecektim? Sardım kurşunu, bastım süngüyü (ayağa fırlar tüfeğine sarılır) Ben mi çağırdım sizi bre! diye bağırmışım. Dünyanın öbür ucundan vatanıma kast

etmeye gelmek var mı ha! ...

MEMİş : (Pantolonundan çeker) - Çöm hele, çöm hadi, heyecanlanma.

DELİ ALİ : - Heyecanlanmamak ne mümkün yahu! Bak, Anafartalar'da Conkbayırında, Mustafa

Kemal'in kumandasındaki neferlere bak! Nasıl da vuruşuyorlar, göğüs göğüse? Harp diye buna derim ben. Bir de bize bak. Sıkışıp kaldık burada gözcülük yapacağız diye. Keşke Mustafa Kemal'in cephesinde olsaydım. Burada beklemek öldürüyor beni.

RÜSTEM : (Mektuptan başını kaldırır.) - Heey! Sessiz olun yahu, bayramda mısınız Memiş?

Kardaşlık, çek şu delinin ipini, salma üstüme.

SALİH ÇA VUŞ : (Kalkar, yanlarına gider, çöker.) - Şehitlik istediğini biliyorum. Fakat cesedin kimsenin işine yaramaz. Yaşadıkça savaşabilirsin.(Bakınır)Suyu olan var mı?

MEMİŞ : Kaç haftadır kavrulmuş süpürge tohumu yiyerek savaşıyoruz.

DELİ ALi : - Ben aç karnıma savaşmaya hazırım şikayet ettiğin şeye bak

MEMİŞ: Şikayet etmiyorum da fena susatıyor.Suyumuz da kalmadı.Sözüm ona Mehmet Onbaşı su getirecek.Bir saat oldu gideli,hala dönmedi.(Matarasını çavuşa verir.)Buyur Çavuşum,dudaklarını ıslatır hiç değilse.

SALİH ÇAVUŞ: Ver bakalım

DURMUŞ:Tüfeğini doldurur.) Bir gelen vaar!(silaha davranırlar.)Durun! Bizim Mehmet Onbaşı geliyor.

MEHMET ONBAŞI:(Sahneye girer,yanında yaralı bir İngiliz subayı vardır.Kolunu omuzundan geçirmiş,sürüklemektedir.) Herif, fena yaralanmış,inleyip duruyordu.

SALİH ÇAVUŞ:(Suyu dudaklarına götürmüşken çeker,Mehmet Onbaşı’ya uzatır.)Al,içir şunu,belki biraz kendine gelir.

MEMİŞ: Al başına bir daha! Bari su buldun mu?

MEHMET ONBAŞI:Ne gezer.(İngiliz’i yere uzatır.)Herifi o halde bulmamla sırtladım susyu muyu unuttum.

DELİ ALİ: Hey büyük Allah’ım! Bir de bana deli derler.Şu Onbaşının yaptığına bakın dostlar! Su yerine bir başbelası getirdi.

MEHMET ONBAŞI:Mızlanma bre deli!Gönlümüz elvermedi işte.(Matarayı İngiliz’in ağzuna dayar)İç lan, iç son suyumuzu!

DELİ ALİ: Oldu olacak bir de ziyafet çek bari!

MEHMET ONBAŞI:Öyle ya, doğru söylersin,belki karnı das açtır garibin.

DELİ ALİ: Hoppalaaaa!Bir de kuştüyü yatak serelim altına; belki uykusuzdur.Yahu biz mi davet ettik; buyur aslanım memleketimizi al diye?...Basın kurşunu gitsin!

SALİH ÇAVUŞ:(Geri çekilir,Deli Ali’ye İngiliz’i göstererek)Gel yap dediğini,hadi sık bir kurşun beyinciğine gebert!Hadi durma!Gözünün intikamını da almış olursun böylece

DELİ ALİ:(Tüfeğini İngiliz’in kafasına doğrultur.İngiliz korkuyla büzülür,dehşetle bakar.)Geberteceğim seni!Niye geldin lan?Niye ha?

İNGİLİZ .(Korkarak) No,no,no !

DELİ ALİ:(Tüfeğini indirir) Yapamam…Göz göre göre yardıma muhtaç birini vuramam.(Kızgın)Onlar yapıyor ama…Ben niye yapamıyorum?

SALİH ÇAVUŞ:(sırtını sıvazlar) Sen Türk oğlu Türk’sün be koçum!Yemez,yedirir:içmez,içirirsin.(Duraklar)

Yapamayacağını biliyordum.(Onbaşıya)Bir kere de ben gideceğim suya…İnşallah,bir yaralı İngiliz de benim yoluma çıkmaz!(Gülümser)Kumanda sende Mehmet Onbaşı.

DELİ ALİ :Bırak da ben gideyim Çavuşum…Belki şehitliğe bir yol bulurum.Göz açıp kapayana kadar dönerim.

RÜSTEM:(Mektubu aceleyle cebine sokup gelir.)Sıra bande,bu iş benim çavuşum…Hadi izin ver de ben gideyim!

SALİH ÇAVUŞ:Oturun oturduğunuz yerde,gözcülüğünüzü doğru dürüst yapın yeter! Ben,gideceğim.Verin mataralarınızı! (Mataraları toplar,çıkarken dönüp hepsine bakarak:)Hakkınızı helâl edin.

BİR AĞIZDAN:Helâl olsun! (Çavuş çıkar)

DELİ ALİ: Kafese tıkılmış kuş gibiyim.

DURMUŞ :(Gülerek) Kartal gibi.

DELİ ALİ :Şakanın sırası değil, kafam kaynıyor.

MEHMET ONBAŞI:Deliliğindendir.(Arkadaşlarına dönerek)Bağlayın şu deliyi de rahat edelim.(Silah sesleri artar.)

DURMUŞ:(Elini gözüne siper eder.dürbünle bakar.) Bir şeyler oluyor aşağılarda.Allah bre! Buve zırhlısı batıyor!

DELİ ALİ:(Yanına fırlar) Dünya gözüyle bir kere göreyim..(Dürbünü alır,bakar..Seyirciye dönerek)Düşman zırhlısının battığını gördüm ya, öbür gözümü kaybetsem de gam yemem.

MEHMET ONBAŞI: (Gidip bakar)Batan yalnız Buve değil arkadaşlar!Haçlı dünyasının emelleri de batıyor.

MEMİŞ:Ve Haçlı emellerinin battığı yerde bayrağımız yeniden doğuyor.Hasta Adam,soluk almaya başladı.

Osmanoğlu yeniden diriliyor.

DURMUŞ:Şu gemi Queen Elizabeth değil mi? Bu koca demir yığını kaçıyor galiba.

DELİ ALİ:Hah haaa!Tam yol tornistan etti.Gidinin kâfiri geldiğinden beter dönüyor.

MEMİŞ:(Onbaşıya) Şimdi kazandık mı biz bu cengi?

MEHMET ONBAŞI:Eli kulağındadır.(Yaralı İngiliz,sürünerek Memiş’in unuttuğu tüfeği alır,üstüste tetiğe basar,önce onbaşı vurulur.)

MEHMET ONBAŞI:Yandım Allah’ım!(düşer)

RÜSTEM:Aman Allah’ım!(düşer)

DELİ ALİ:(İngiliz’i vurur) Kahpeee! İnsanlığı öldürdün.

MEMİŞ: Alçaaak!

RÜSTEM:Çanakkale’yi geçemeyecekler,geçirtmeyeceğiz.

(Düşer,tüfeğine sımsıkı sarılır,kalır) (Müzik verilir)

(Sahneye Salih Çavuş girer,Elinde su dolu mataralar vardır.Manzarayı görünce çarpılır.Mataralar elinden düşer.)

SALİH ÇAVUŞ:Alah’ım!...(Mehmet Onbaşı’ya gider,nabzını tutar..) Ölmüş,şehit olmuş….(Sonra ümitle Rüstem’in yanına gider,nabzını tutar..sevinçle)Yaşıyor!

RÜSTEM:(Gözlerini açar,gülümsemeye çalışır)Sen misin Salih Çavuş’um?

SALİH ÇAVUŞ:Benim kardeşlik,bak,benim…..Su getirdim sana….Nereden aldım suyu biliyor musun?Mus-

tafa Kemal’in mevzisinden,onun neferlerinden aldım.

RÜSTEM:Onbaşının getirdiği İngiliz bitirdi bizi…Bundan sonra suya ihtiyacım yok…Şehadet şerbetiyle hararetim dinmekte.

SALİH ÇAVUŞ: (Hafifçe sarsar)Ölmek yok ha! Cenkten (bilgi yelpazesi.net) kaçmak yok ha! Bu cehennem gibi yerden Cennet’e

uçmak yok ha!Darılırım bak sonra.

RÜSTEM:Kaçmak değil,göçmektir bu Salih Çavuş’um….Sağ dönersen köye,… oğlumu….o maviş gözlü ufaklığımı…benim yerime öp olur mu?

SALİH ÇAVUŞ:Olur

RÜSTEM ONBAŞI:Şehit olduğumu söyle ona..(Birden kolunu kavrar.)Vasiyetimdir Salih Çavuş’um,düşmanı Çanakkale’den kov….İngiliz kahpeliğine tosladık.Onları burdan öteye geçirme..Hadi söz ver!

SALİH ÇAVUŞ:(Gözlerini silerek)Söz sana,sözlerin en hası sana…Oğlunu göreceğim..Öpeceğim de.Ama

Çanakkale’yi birlikte savunacağız.Bu işte bizi yalnız bırakamazsın….Anladın mı kardeşlik? Köye beraber döneceğiz……Ölmek kolay,şehitlik hepten kolay…Kolayına kaçma…Bir kahpe kurşuna teslim olma.Boşuna mı sana Zaloğlu Rüstem demişiz?Tüfeğini bırakırsan namertsin be!

(Rüstem’in başı hafifçe yana düşer,ölür.)

SALİH ÇAVUŞ:(Hafifçe sarsar)Ölmek yok ha!Cenkten kaçmak yok ha!Sana söylüyorum Zaloğlu Rüstem,gülsene kardeşlik!..Baksana Buve battı,Queen Elizabeth kaçıyor.Zafere yürüyoruz..Baksana ha!(Rüstem’e bakar,öldüğünü anlar,başını göğsüne çeker,kucaklar,ağlar…..)Şehidim,vatanım,her şeyim…..

(Müzik verilir.Salih Çavuş,Rüstem’i yavaşça yere uzatır.Ğöğüslerden çıkarılan iki bayrak şehitlere örtülür.Salih Çavuş,şehidin yanına oturur.Eliyle bayrağı tutarak aşağıdaki” Bayrak” şiirini bayrağımıza baka-rak okur:)

 

Kartal gibi duruşun

Şanıma şan katıyor.

Dalga dalga vuruşun

Canıma can katıyor

Ey zaferin hür süsü,

Seninle güzel gökler.

Şehidimin örtüsü,

Seninle coşar yürekler..

Özgürlüğü biz senden

İçeriz ,yudum yudum.

Ayrılmayız gölgenden

Seninle mutlu yurdum.

Seni gökte buldukça,

Artar şerefim,şanım.

Bu diyarlar durdukça

Yoluna kurban canım..

Gülmenin en güzeli

Sana bakarak gülmek;

Ölmenin en güzeli

Sana sarılıp ölmek…

(Salih Çavuş,yavaş yavaş kalkar;sahnenin önüne gelir.Selam durur ve yüzünde kararlı,sert bir ifade ile:)

Bugün kandan,dumandan seçilmez Çanakkale

Yer yerinden oynasa, geçilmez Çanakkale!





ÖRNEK TİYATRO -2

SEYİT ONBAŞI (1) (TİYATRO OYUNLARI, SKEÇLER, PİYESLER, ORATORYOLAR) (18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ)

 

OYNAYANLAR

Anlatıcı

Niğdeli Ali

Koca Seyit

Cevat Paşa

Emir Subayı

Fotoğrafçı

(Dekor yoktur. Çanakkale Boğazı'ndaki düşman gemilerini gösteren büyütülmüş bir fotoğraf  ya da resimlenmiş bir pano önünde oynanabilir.)

 

KOCA SEYİT ONBAŞI

 

(Perde açıldığında ya da sahne aydınlandığında asıl gövdesi kuliste olduğu varsayılan bir topun namlusu görülür. Topun önünde topa mermi koymak için tırmanılması gereken iki üç basamaklı bir merdiven de vardır. Aşınmış bir tahta yükselti de denilebilir buna. Sahnede sessizlik egemendir.)

 

ANLATICI - Az önce burada büyük bir patlama oldu. (Eliyle göstererek) Şuraya bir yere bir bomba düştü. 1915 yılının mart ayındayız. Çanakkale Boğazı’ndaki düşman gemileri Türkiye topraklarını, kıyıda yerleşmiş Türk askerlerini top ateşine tutuyor. işte o top mermilerinden biri de bu yakınlara düştü. On iki askerimiz şehit oldu. Yirmi dört askerimiz de yaralı. Tam şurada patlamayla toprak altında kalan iki yakın arkadaş Niğdeli Ali ile Koca Seyit var. Şimdi onları izleyelim. (Kenara çekilir.)

 

NİĞDELİ ALİ - (Yerden kalkmaya çalışır. Üstünde kalın kaputu vardır. Doğrulur. Ayağa kalkar. Sağını solunu yoklar, yaralı olup olmadığına bakar. Yerde onu aramaya koyulur. Korku içindedir.) Seyit... Heey Koca Seyit. Nerdesin? Seeyit... (Arkalardan bir inilti gelir.) Kardeş (bilgi yelpazesi.net) neredesin... (Arkaya koşar, telaş içinde yerdeki yıkıntıların içinden arkadaşını bulmaya çalışır. Seyirciye arkası dönüktür. Toprak içinden arkadaşını çıkarır gibi yapar.) Yaralı mısın kardeş? (İniltiler içinde doğrulmaya çalışır Koca Seyit.) Yaşıyorsun çok şükür. Kalk hadi kardeş. Dayan bana... Bir yerin acıyor mu?

 

KOCA SEYİT - (Zorlukla kalkarak) Yok Ali, acımıyor. Acımıyor da öldüm sandım. Ölmedim değil mi?

 

NİĞDELİ ALİ - Yok ölmedin Koca Seyit. Toprağa gömülüp kalmışsın. Ben de öyle. Cephanelik tümden yok olmuş.

 

KOCA SEYİT- (Kalkar iyice. Üstünü başını silkeler. Kendine çeki düzen vermeye çalışır. Ne yapsak Niğdeli Ali? (Topun yanına gider. Heyecan içinde) Ali gel hele. Benim topa bak. Sapasağlam duruyor. Hey aslanım top. Biz bu topla ateş edebiliriz Ali.

 

NİĞDELİ ALİ - Edemeyiz kardeş, baksana topun vinci kırılmış.

 

KOCA SEYİT - (Sevinç içinde) Mermisi de burada duruyor işte. Kundakta çocuk gibi. Yirmi sekizlik mermi... Yaşasın.

 

NİĞDELİ ALİ - İyi de Seyit kardeş o mermi. Kundakta çocuk değil. Vinç olmadan onu kıpırdatamayız bile.

 

KOCA SEYİT - Vinç gerekmez Ali. Sırtıma koyabilirsem. Gerisi kolay. (Çömelir.) Hadi kardeş, yardım et de şunu sırtıma yerleştirelim.

 

NİĞDELİ ALİ - Olacak iş değil Seyit.

 

KOCA SEYİT - Dediğimi yap Ali... Döndür şöyle mermiyi sırtıma.

 

NİĞDELİ ALİ - (Zorlukla mermiyi Seyit'in sırtına doğru döndürür. Bu bile çok zor gerçekleştirilir.) Ayağa kalkabilecek misin kardeş? {Mermiyi tutmaya çalışmaktadır.)

 

KOCA SEYİT - Kalkarım Ali... Ha gayret Koca Seyit... Kalktım işte. (Bacaklarının üstünde zorlukla durur. İki yana salınır. Düşmemek için büyük çaba harcar. Merdivene yaklaşır.) Hepsi topu topu altı basamak. Dayan Koca Seyit. (Zorlukla bir basamak çıkar.)

 

NİĞDELİ ALİ - Ha gayret Koca Seyit. Kaldı beş basamak. (Koca Seyit bir basamak daha çıkar.) Yaşa Koca Seyit, yaşa... Kaldı dört... Üç... İki... Bir... Basardın kardeş. Yaman delikanlıymışsın.

 

KOCA SEYİT - (Soluk soluğadır. Şimdi şöyle çevirelim namluyu... Ağzı düşmandan yana olmalı ki... (Namlu seyircilere doğru çevrilir.) Şimdi de bir iyice nişan almalı. Oldu. Ateş... (İki arkadaş da geriye çekilerek kulaklarını kaparlar. Çok da güçlü olmayan top ateşi sesi duyulur. Sonra da Koca Seyitle Niğdeli Ali'nin sevinçli haykırmaları.)

 

NİĞDELİ ALİ - (Sevinç içinde haykırarak) Tam isabet... Koca Seyit vurdun düşman gemisini. Bak... Koca gemi yan yatıyor. Yangın çıktı gemide... Dumanlara bak...

 

ANLATICI - (Öne çıkar. Olanaklar elveriyorsa ışık Anlatıcıya yoğunlaşır. Koca Seyit ve Niğdeli Ali kulisten uzaklaşırlar.) İzlediğiniz olay inanılmaz ama gerçek. Top mermisinin ağırlığı tam tamına 215 okka. Yani 276 kilo. Bunu yapan genç erimiz Koca Seyit, dört büyük insan ağırlığındaki mermiyi sırtlayıp topa yerleştirebildi, koca Seyit, Balıkesir İlinin Edremit İlçesine bağlı Havran Bucağında doğmuştu. Yoksul bir aileden geliyordu. İri yarı güçlü kuvvetli olduğu için ona herkes Koca Seyit derdi. Koca Seyit'in gençliği hep savaşlarda geçti. 1912 Balkan Savaşında, 1915 de Birinci Dünya Savaşı'nda da Çanakkale'de savaştı. Koca Seyit, o gün tek başına kaldırıp ateşlediği mermiyle İngilizlerin Ocean (Oşın) adlı savaş gemisini batırmıştı. Bu inanılmaz bir olaydı. O sırada Çanakkale'deki birliğin komutanı Cevat Paşa Koca Seyit'in bataryasına gelip olan biteni yerinde görmek istedi. İşte Cevat Paşa...

 

CEVAP PAŞA - (O devrin üniformasıyla arkasında emir subayı daha arkada da fotoğrafçı olduğu halde gelir. Niğdeli Ali ve Koca Seyit selama dururlar. Cevat Paşa da onları selamlar.) Merhaba asker.

 

KOCA SEYİT - NİĞDELİ ALİ - (İkisi birden) Sağol komutanım.

 

CEVAT PAŞA- (Koca Seyit'e yaklaşır.) Koca Seyit sen misin? KOCA SEYİT - Benim komutanım.   .

 

CEVAT PAŞA - (Elini uzatır sıkmak için. Koca Seyit etini öper Cevat Paşa'nın) Seni kutlarım Koca Seyit. (Emir subayının uzattığı V biçimindeki kırmızı şeritleri Seyit'in iki koluna da takar. Gösterdiğin kahramanlık nedeniyle seni onbaşılığa terfi ettirdik. Hayırlı olsun.

 

KOCA SEYİT - Sağol komutanım.

 

CEVAT PAŞA - Bundan böyle Seyit Onbaşısın. Seyit Onbaşı, yanımda fotoğrafçı da getirdim. Mermiyi sırtında taşırken bir fotoğrafını çekecek. Bu fotoğraf da tarihe tanıklık edecek. Mermi şurada... Hadi Seyit Onbaşı. Arkadaşın da sana yardım etsin.

 

KOCA SEYİT- Başüstüne komutanım.

(Koca Seyit Niğdeli Ali'nin de yardımıyla mermiyi sırtlanır. Ayağa kalkmaya çalışır başaramaz. Bir daha dener, beceremez. Ali yardım eder, ayağa kalkması için. Seyit yine yapamaz. Uğraşır. Ter içinde kalır, soluk soluğa çabalar.) Kaldıramıyorum Paşam. Bağışlayın. O gün savaşın öfkesi hırsı içinde yaptım besbelli.

 

CEVAT PAŞA - {Bir süre gülerek bakar.) Üzülme Seyit Onbaşı. O merminin aynını tahtadan yaptırıp resmini öyle çekeriz.

 

ANLATICI - İşte böyle arkadaşlar. Ders kitaplarında da gördüğünüz resim Seyit Onbaşı'nın gerçek mermiye benzeyen tahtayı kaldırırken çekilmiş fotoğrafıdır. Sahici (bilgi yelpazesi.net) mermi değildir. Zaferden sonra Seyit Onbaşı yine yoksul bir köylü olarak yaşadı. Odunculuk yaptı. 1939 yılının aralık ayında soğukta çalışıp terleyen sonra da üşüten Seyit Onbaşı zatürreden öldü. Öldüğünde elli yaşındaydı. Ölümünden yirmi sekiz yıl sonra 1967'de Seyit Onbaşı'nın doğduğu Havran ilçesine Koca Seyit İlkokulu açıldı. Törende Kurtuluş Savaşı kahramanlarından biri olan Seyit Onbaşı saygıyla sevgiyle anıldı. İşte bugün biz de onu andık. Yurdumuzun kurtarılmasında kahramanlıklar göstermiş pek çok insanımızı anmak bize düşen bir borçtur. Unutmayalım ki Seyit Onbaşı gibi insanlarımızı anmak, tarihimizi ve onları yaşatmaktır.






ÖRNEK TİYATRO -3

ÇANAKKALE’ DE İNMEYEN BAYRAK 

 

Asker:-Selamün aleyküm  amca!

İhtiyar:-Aleyküm selam! Buyurun oğullar hayrola!

Asker(Rütbeli):-Amca haberi geldi mi,bilmiyorum.Düşman,  boğazları aşıp devletimizin kalbi olan İstanbul’u ele geçirmek için saldırı hazırlığındaymış.İngiliz’i Fransız’ı  , sömürgelerini  k atmış önüne, dev  gemileriyle, kan kusan silahlarıyla aziz vatanımızı zaptetmek maksadıyla harekete geçmişler.Yurdun dört bir yanına emir ulaştırıldı.Vatanı,bayrağını, milletini seven insanlara ihtiyaç var.Muhtardan gençlerin listesini aldık.Senin oğlunun da bu kutsal dava uğruna gönüllü olmasını bekliyoruz..

İhtiyar:-Oğlum, benim üç yetişkin oğlum vardı.İkisi genç yaşta evermiştim,yerlerini,yurtlarını bilsinler diye.Gördüğün torunlarım  onların emaneti.Oğullarımın,Koçyiğitlerimin en büyüğünü Trablusgarp’ta kaybettim.Acısı yeni yeni küllenirken “Balkan Harbi” dediler.”Vatan sağ olsun!”dedim gönderdim.Çok geçmeden onun da kara haberini getirdiler.İki şehit babasıyım ben oğul.Gururunu taşıyorum elbet ama acıları da dağladı, yaktı yüreğimi .Hele şu yetimlerimin gözlerine bakamıyorum.

Asker:-Başın sağ olsun,Allah rahmet eylesin amca.

İhtiyar:-Şimdi sıra üçüncüye geldi ha!Ah oğullar!Benim halim gördüğünüz gibi,zor tutar elim,ayağım.Hasan da  gidince ne olacak  bu boynu büküklerim hali?”diye düşünüyor insan. … En büyükleri  14 yaşında...Ama,vatan,istiklal davası bu!Ne can tanır ne canan!

Merak etme komutanım,köyün eli silah tutanlarıyla birlikte Hasan da  en kısa en kısa zamanda cephede olacak.Haddini bildirecekler Allah’ın izniyle  kahpe düşmana.

Asker:Buranın intikali yarın sabah namazına müteakip olacak.Şimdilik bize müseade.Yarın görüşürüz inşallah.

2.Sahne(Askerler sevkiyat için gelirler.Aile fertleri vedalaşırlar)

Hasan:-Baba,canını sıkma,sil şu göz yaşlarını .

İhtiyar:-Toz kaçtı oğlum gözüme.Canımı niye sıkıyım?..Gururluyum bilakis…Hele .üniformanla tez vakitte şöyle salimen   dön de geri ,göğsüm daha da kabarsın.

Hasan:-Sen merak etme baba.Evvel Allah turp gibi döneceğim geri,postu deldirmeden.

Mehmet, gel buraya.Gözüm bak herkesle vedalaştım bin deden bir de sen kaldın.Bak en büyük yeğen sensin.Sana ve dedene emanet buralar ona göre.Sen artık delikanlı adamsın.Gözüm arkada kalmayacak hiç.Bundan emin ol.Senin gibi yiğidin omuzlarına bu yük ne ki?

Mehmet:-Sen merak etme amca,döndüğünde göreceksin,asla utandırmayacağım seni.

Hasan:-Allah’a ısmarladık baba.Hakkını helal et.

İhtiyar:-Oğlum ,dur !Seni hiç doya doya kucaklamadım bari şimdi…

3.Sahne: :(Avluda hırslı bir vaziyette odun kırmaktadır)

Mehmet :(Odunları kütüğe yerleştirip öfkeyle kırarken)

_Bu babam için…bu amcalarım için…bu da şehitlerimiz ve gazilerimize…

_Alçaklar…işgalciler,sömürgeciler…

_İngilizler,Fransızlar...Ne işiniz var memleketimizde?Doymadınız mı kana?

_Ah şimdi elimde şu balta değil de  mavzer olaydı…Neyse,sıra bana da gelir elbet.Görüşürüz o zaman.

İhtiyar:(Neşeli)Hayrola Mehmet çok hırslı gördüm seni?Odunlardan mı alıyorsun hırsını?

Mehmet:Ne yapalım dede?Burada elimiz kolumuz bağlı…

İhtiyar:İsyanı bırak yavrum.Müjde vermeye geldim sana.Kahramanlarımız Çanakkale’yi dar etmişler düşmana.Zafer yakındır oğlum.Defolup gidecekler ülkemizden.Amca Hasan’ım da çok yakında sağ salim dönecek inşallah geri.

(Birbirilerine sevinçle sarılırlar)

4.Sahne:

İhtiyar( Ufka doğru bakar)Oğlum,Mehmet’im…Birileri geliyor.Bak bakalım,senin gözün seçer.Bunlar askere benziyor.Oğlum Hasan’ım mı geliyor yoksa?

İhtiyar(Oğlunu göremeyince hayal kırıklığı yaşar)

Askerler: Amca,nasıl desem,bilemiyorum.Oğlun kahramanlar gibi dövüşürken,  sırtına isabet eden bir hain kurşun devirdi aslan gibi bedeni.Orada içti şahadet şerbetini.Şehit babası oldun Allah rahmet eyleye,başın sağ olsun.

Üzerinden  künyesiyle,şehit olmadan bir gece  önce yazdığı bu mektup çıktı.Buyrun emanetini.

(Mektubu Mehmet’e okutturur)(Ya da fon olarak kendi sesinden)

“Baba,

Öncelikle Allah’ın selamını iletir,hürmetle ellerinden öperim .

      Bu size cepheden gönderebildiğim ilk mektup.Biliyorum bu hayırsızdan bir haber çıkmaz diye meraklanmış,bana kızmışsınızdır.Ama buradaki manzarayı görseniz bana hak verirdiniz.

      Babacığım,çarpışmalar göğüs göğse devam ediyor .Bizim 57.Alay’ın dörtte üçü şehit oldu.Gözümün önünde birer birer eriyip gittiler.Bu gün beni kardeşi gibi seven, sürekli moral aşılayan Doktor Kemal ağabeyi ellerimle toprağa gömdüm.Daha onun gibi niceleri “bir gül bahçesine girer gibi” kara toprağa girmekte.Burada çok yiğit,gözü pek bir komutan var.Adı Mustafa Kemal’miş.Bize “Hücum !”diye emredince daha durabilir miydik yerimizde.”Allah,Allah!”nidalarıyla ya şehit ya gazi diyerek saldırdık düşman üzerine.Kalanlarla devam ediyoruz.Bu gün şehitlerin gömülmesi için bir günlük ateşkes var.Ben de fırsat bu fırsattır, diye hemen bu mektubu yazmaya koyuldum.

     İnşallah siz iyisinizdir.Yengelerim ve yeğenlerim de iyidir.Herkese benden selam söyleyin.Yeğenlerimin gözlerinden öperim.

     Babacığım,şehitlik şerbetini içip bir daha geri dönemezsem benden sadece gurur duymanı istiyorum.İçimde öyle bir his var.Benim aslan yeğenim Mehmet’le birlikte evvel Allah siz her şeye yetersiniz.

        Yarın yine çok şiddetli çarpışma var diyorlar.O yüzden biraz kestirmek istiyorum.Hakkınızı bir daha helal edin,ne olur dualarınızı esirgemeyin. Allah’a emanet olun ! “

İht:Hakkım,hakkım helal olsun oğul.Gani gani helal olsun!

İhtiyar:       Şehidim,oğlum…Asıl sen hakkını helal et!Sen şimdi en yüce mertebedesin.Vatan için,bayrak için döktüğün kanı helal et .

      Mehmet’im,torunum!Kaldır başını,dik dur evladım!Şunu bil ki Hasan’ım bir daha dönmeyecek  ama” ay yıldızlı bayrağımız” asla inmeyecek,inmeyecek, İnmeyecek!…

                                                              

 

                                                                                          A.MESUT BAYRAM



ÖRNEK TİYATRO -4

ÇANAKKALE’NİN

SON KAHRAMANLARI

 

 

Oynayanlar

 

Komutan          - Astsubay Selami

Asker 1             - Onbaşı Veysel Saygılı 

Asker 2             - Murat Yıldırım

Asker 3             - Mehmet Demirel

Asker 4             - Ali Aslan

Asker 5             - Mustafa Özsoy

Sunucu                         -

Görevli 1          -

Görevli 2          - Sadık Bey?

Gümrük Motroru Çarkcısı - Selim Yoludüz

Anne-Baba       -

Çocuk                -

Gazeteci Çocuk   -     

 

I.            PERDE

 

( Başta sunucu sahneye çıkar. Piyesin konusu hakkında bilgi verir.)

 

Sunucu- 1953 yılında, Dumlupınar adlı denizaltıyla Akdeniz’de yaptıkları tatbikattan dönerken Çanakkale Boğazı’ndan geçtikleri sırada İsveç Bandıralı "Naboland" adlı şilebin çarpmasıyla 81 denizci askerimiz şehit oldu. Onlar Çanakkale’nin son kahramanlarıdır. Hem onların hikayesi hem de Çanakkale’deki kahraman şehitlerimizin hikayesini anlatacağız. Oyunda geçen isimler gerçek tir. Denizaltı batmadan önceki son dakikaları göreceğiz, şimdi sessiz olalım, kahraman askerlerimiz Seyit Onbaşıların, 57. Alayların, Mustafa Kemallerin diyarı Çanakkale’den geçiyor.

 

(Perde açılır. Sahne denizaltıyı anımsatacak şekilde düzenlenmiştir. 6 asker sahnededir. Başlarında komutanları vardır.)

 

Komutan- Veysel Onbaşı!

Asker 1- Emredin komutanım!

Komutan- Denizaltının seyri hakkında bilgi ver.

Asker 1- (çevik bir şekilde) Durum normal komutanım. Normal seyrimizde ilerliyoruz. Şu an denizin 47 metre altındayız. Yalnız deniz yüzeyi sisli, görüş mesafesi çok az. Denizaltımız Dumlupınar ile birazdan Çanakkale Boğazı’na gireceğiz.

Komutan- Tamam asker. (komutan uzaklara bakar) Demek 250 bin askerimizin kahramanca şehit olduğu Çanakkale’den geçiyoruz. Dedelerimizden, babalarımızdan hep gururlanarak hikayelerini dinlediğimiz o eşsiz kahramanların sahneye çıktığı yerden geçiyoruz. (askerlere döner) Birazdan yedi düvele canla başla karşı koyduğuz Çanakkale’den geçeceğiz arkadaşlar.

Asker 1- (Heyecanlı) Komutanım, komutanım Çanakkale Boğazı’na girdik. Solumuzda Gelibolu yarım adası, sağımızda Kumkale var.

Komutan- Tamam asker. Arkadaşlar dikkatli olun boğazı sis kaplamış.

Askerler- (hep bir ağızdan) Emredersiniz komutanım.

Asker 4- Komutanım Çanakkale Savaşları burada mı olmuş?

Komutan- Evet. Bu boğazda ve bu topraklarda olmuş. Dünyanın her tarafından sayısız millet Çanakkale’yi işgal etmek için gelmiş. Ne diyor Mehmet Akif:

 

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer.

Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

Hangi tauna da zuldür bu rezil istila...

 

Asker 2- Komutanım şimdi 1953’teyiz, Çanakkale Savaşı olalı yaklaşık 38 yıl olmuş. O zamanda şimdiki gibi güçlü bir ordumuz varmıymış?

Komutan- Ne yazık ki o zaman elimizdeki ne silah ne de mermi yeterliymiş; ama Mehmetçiğin vatan aşkı sayesinde o dönemin süper güçlerini yenmişiz.

Asker 3- İngilizlerin zırlı gemileri boğazı geçmek istemiş.

Komutan- Mehmetçik azmetmiş de o çelikten zırhlıları bu boğazdan geçirmemiş.

Asker 1- Şimdi biz denizaltımızla bu boğazdan özgürce geçiyorsak Çanakkale şehitlerinin sayesinde geçiyoruz.

Asker 2- Ne güzel söyledi Veysel Onbaşı. Hay yaşa!

Asker 3-

 

Övün ey Çanakkale, cihan durdukça övün!

Ömründe göstermedin bin düşmana bir gün.

Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,

Başına yüz milletin birden üşüştüğü yersin!

 

Komutan- Bu topraklar Çanakkale Savaşı’nda nice kahramanlar doğurdu. Ezineli Yahya Çavuşlar….

Asker 2- Seyit Onbaşılar…

Asker 5- 57. Alaylar…

Komutan- Mustafa Kemaller…

Asker 4- Şimdi binlerce isimsiz kahraman Conkbayırı’da, Arıburnu’nda, Kanlısırt’ta yatıyor.

Asker 1- Komutanım şimdi boğazın en dar yeri Kilitbahir’den geçiyoruz.

Komutan- Evet arkadaşlar burası Seyit Onbaşı’nın tarih yazdığı yerdir. O kahraman asker burada İngilizlerin batmaz denilen zıhlısı “Ocean”ı batırmıştır. Şimdi o zırhlı boğazın derin sularında yatıyor.

Asker 3- Komutanım o zırhlılar hala bu derinliklerde mi? (merakla)

Komutan- Evet.

Asker 3- Peki onları görebilir miyiz?

Komutan- Şu anki derinliğimiz uygun o batan zırhlıları belki görebiliriz.

Asker 4- Hadi arkadaşlar iyice bakalım belki görürüz. (heyecanla)

Asker 2- Tarihin yazıldığı Çanakkale’de boğazın bu derinliklerini belki de hiç kimse görmemiştir.

Asker 5- Evet!

Asker 4- Görebiliyor musunuz? (sesini kısarak)

Asker 3- Yok, göremeyiz herhalde denizin dibinde görüş mesafesi fazla değil.

Asker 2- Gördüm! (coşkuyla)

Komutan- Hani!

Asker 2- Gördüm, işte işte! Bak!

Komutan- Evet evet! Kocaman bir zırhlı bu.

Asker 5- Çanakkale’nin yiğit askerleri bu koca zırhlıları nasıl batırmış! (Sesinin kısarak)

Asker 1- Bir tane de burada var bakın! (coşkulu)

Asker 3- Bir tanede burada! Denizin altı gemi kaynıyor! (coşkulu)

Asker 2- O, dünyanın her tarafından toplanıp getirilmiş Hintlisi, Yeni Zenlendalısı, Avustralyalısı,  boşuna yenilgiyi kabullenip çekip gitmemiş.

Asker 4- (Durgunlaşırlar, asker şapkasını yavaşça eline alır, boşluğa bakar, sesizce, düşünceli) Aman Allah’ım bu ne büyük asker, nasıl savaşmışta bu zırhlıları batırmış. Hem de elindeki o imkansızlıklarla…  

Asker 3- -Ne kahraman soyumuz var. Vay be!

Asker 5- Peki Seyit Onbaşı’nın batırdığı gemi hangisi?

Komutan- Buralarda bir yerdedir?

Asker 1- Komutanım adı neydi o zırhlının?

Komutan- Ocean zırhlısı.

Asker 4- Şurada bir tane daha var. O mu acaba? Yanından geçiyoruz bakın.

Asker 2- Bakın üzerinde bir yazı var. (Heyecanlı) Ney o? (düşünerek) Okuyamıyorum.

Asker 4- Ocean (heceleyerek) O zırhlı. O zırhlı! (coşkulu) Okudum.

Asker 2- Hani?

Asker 4- İşte! Ocean zırhlısı. (heceleyerek)

Asker 1- Boğazın soğuk sularında nasıl da yatıyor.

Komutan- Evet doğru söylüyorsun asker bu gemi Seyit Onbaşı’nın batırdığı zırhlı.

Asker 1- Hey Koca Seyit hey! (coşkulu) Bu ne yiğitliktir.

    

     Hepsi donar. (şiirsel bir hava yaratırlar.)

Asker 3-

Namus dedi Koca Seyit,

Yanakları al al oldu!

Asker 2-

Daldı gitti uzaklara,

Kirpikleri nemle doldu!

Asker 1-

Güllem dedi Koca Seyit,

Topu yorgun soluyordu.

Asker 5-

Kudurmuş gibi düşmanlar,

Boğaz zırhlı doluyordu!

Asker 4-

Kaldırdı 276 kiloluk mermiyi,

Çatırdadı omuzu, kemiği…

Komutan-

Vatan borcu bu kaçmak olur mu?

Yolladı gülleyi Mehmetçik durur mu?

Hep beraber-

Vurdum dedi Koca Seyit

Lahavle’yi çektim vurdum!

Yenildi kaçıyor düşman.

Kurtuldu benim öz YURDUM…

 

(başlar öne eğilir, donulur, perde kapanır)

 

 

II.          PERDE

 

Asker 1             - Komutanım hala Çanakkale Boğazı’ndayız. Şimdi denizin yüzeyine çıkıyoruz.

Komutan          - Acele etmeyin.

Asker 1             - Emredersiniz komutanım!

Asker 2             - Denizin yüzeyi sisli. Görüş mesafesi yaklaşık 10 metre.

Komutan          - Dikkatli olun. Boğazdan geçen gemiler var.

Asker 1             - Şu an deniz yüzeyindeyiz ve ilerliyoruz.

Komutan          - Tamam asker, İstanbul’a kaç saatimiz kaldı.

Asker 1             - Yaklaşık 9 saat komutanım. (düşünür gibi yaparak)

Komutan          - Anlaşıldı.

Asker 3             - Ali, daha önce Çanakkale’deki Şehitlikleri gezmiş miydin?

Asker 4             - Yok be Mehmet, ne gezer!

Asker 3             - Aslında herkesin gezip görmesi lazım, kahraman atalarımızın yattığı yerleri.

Asker 4             - Öyle, çok haklısın.

Asker 1             - Çok sis var. Bir şey gözükmüyor. (gözünü kısarak.) Gemi, gemi, gemi geliyor. Aman Allah’ım tam karşımızda bir gemi!

Asker 2             - Bize çarpacak!

Komutan          - Hemen dümeni çevir! Hemen dümeni çevir!

Asker 2             - Yapamıyorum. Dönmüyor. Çarpıyoruz!….

 

(çarpma gürültüsü duyulur, askerler yere yatarlar, duman çıkar. İniltiler olur. Bir süre sonra teker teker kalkarlar. Birbirlerine yardım ederler.)

 

Komutan          - Ne oldu bir şeyiniz var mı? (diğer askerlere sorar.)

Asker 4             - Yok komutanım.

Komutan          - Asker, hemen denizaltının diğer bölümlerine git, kurtulan askerleri, sayısını ve geminin durumunu araştır.

Asker 5             - Emredersiniz komutanım!

Komutan          - Büyük bir gemiye çarptık arkadaşlar. Çok fazla gürültü çıktı. Sanırım denizaltıda büyük hasar var.

Asker 3             - Murat, bir şeyin var mı?

Asker 2             - Yok, biraz omuzum yanıyor. Neydi o ses öyle, neye çarptık biz?

Asker 3             - Herhalde bir şilepti.

Asker 5             - (nefes nefese) Komutanım, denizaltının büyük bir bölümü hasar görmüş. Sadece bu bölüm ve yan taraf sağlam. Çarpmanın şiddeti ile dibe batmışız. Yan taraftaki bölümlerde 16 asker var. Bizimle beraber 22 asker ediyor. (üzüntülü) Komutanım, kaza anında geri kalan 59 askerimiz şehit olmuş.

Komutan          - Çok acı, Allah rahmet eylesin. (etrafına bakar) Görülüyor ki bu çok büyük bir kaza arkadaşlar.

Asker 3             - Denizaltı su sızdırıyor. (etrafına bakınır)

Komutan          - Hemen kurtulma yollarına bakacağız. Kaza Çanakkale Boğazı’nın iki yakasından da duyulmuştur. Bize yardıma geleceklerdir. Hemen telsizle iletişim kurmaya çalışın.

Asker 2             - Emredersiniz komutanım! (telsizin başına gider uğraşır) Dikkat, dikkat. Burası Dumlupınar Denizaltısı, sisimizi duyuyor musunuz? (baskılı) Sesimizi duyuyor musunuz? Dumlupınar Denizaltısı’ndan konuşuyorum. Sesimi duyuyor musunuz? Komutanım telsiz tam çalışmıyor, iletişim kuramıyorum. Çarpmanın şiddetiyle bozulmuş. Sesimiz karşı tarafa gitmiyor.

Komutan       - Muhabere şamandıramız ne durumda bir de onu denelim.

Asker 1        - Hemen bakıyorum komutanım.

Komutan       - Büyük ihtimalle muhabere şamandırası ile iletişim kurabiliriz.

Asker 1        - Şamandıra yüzeye ulaştı.

Asker 5        - Komutanım şimdi ne yapacağız?

Komutan        - Hemen yardımımıza geleceklerdir. (boşluğa bakarak konuşur, donar.) Şimdi bize ulaşmalarını bekleyeceğiz arkadaşlar.

 

(Perde kısa süreli kapanır, tekrar açılır, oyuncuların yeri değişmiştir)

 

III.        PERDE

 

Asker 1        - Alo, alo! Sesimizi duyan yok mu? (ses duyulur) Komutanım bir ses var galiba.

Komutan        - Ver bakıyım. Alo, alo! Sesimizi duyan var mı? Ben Astsubay Selami. Dumlupınar Denizaltısı’ndan sesleniyorum.

Gümrük Motoru Çarkçısı – Alo! Orada mısınız? Dumlupınar Denizaltı’sı, alo! Sesimi duyuyor musunuz?

Komutan        - Evet, duyuyoruz. Buradayız. Ben denizaltının komutanı Astsubay Selami! Siz kimsiniz?

Gümrük Motoru Çarkçısı – Ben, gümrük motoru gemisinin çarkçısı Selim Yoludüz. Kazayı duyduk, sizi kurtarmaya çalışıyoruz. Durumunuz nedir?

Komutan        - Çok sayıda askerimiz şehit oldu. Burada benimle birlikte 22 kişilik mürettebatız.

Gümrük Motoru Çarkçısı – Şu anda Nara Burnu açıklarındasınız,  tahminen 90 metre derinliktesiniz.

Komutan        - Denizaltımız 15 derece sancak yönünde yatık durumda bekliyor.

Gümrük Motoru Çarkçısı - Tamam, gemimiz hemen gerekli yerlere haber verdi, sizi kurtarmak için Kurtaran adlı denizaltı yola çıktı. Endişelenmeyin.

Komutan        - Endişelenmiyoruz. Bizi kurtaracağınızdan eminiz. Vatan görevi için denizaltıda bulunuyoruz.

Gümrük Motoru Çarkçısı - İşte gerçek bir Türk askeri…

Komutan        - Nasıl ki Çanakkale Savaşı’nda atalarımız kalbinde en ufak bir korku duymadan ölüme atladıysa biz de şimdi o cesaretteyiz. Bu denizaltıda bulunmak bizim için bir onurdur.

Gümrük Motroru Çarkcısı - Oksijeninizi fazla harcamayın. Yüksek sesle konuşmayın, fazla zamanımız yok. Şimdilik kapatıyorum.

Komutan        - Tamam sizi bekliyoruz… (askerlere döner) Arkadaşlar, cesaretinizi, kahramanlığınızı gözlerinizde görüyorum. Hepiniz birer Seyit Onbaşı, birer Ezineli Yahya Çavuş gibi bakıyorsunuz. Size de bu yakışır. (sesini kısar) Şimdi oksijenin bitmemesi için yüksek sesle konuşmayalım.

 

(donarlar, boşluğa bakarlar, perde kapanır, daha sonra perde kapalıyken iki kişi perdenin önünde karşılıklı konuşur)

 

Görevli 1       - Son durum nedir Sadık Bey?

Görevli 2       - Efendim bildiğiniz gibi Kurtaran Denizaltısı çalışıyor. Fakat akıntı boğazın bu yerinde çok kuvvetli. Denizin dibinde üç yönlü bir akıntı var.

Görevli 1       - Zamanımız hızla daralıyor.

Görevli 2       - Denizaltı batalı tam 53 saat geçti.

Görevli 1       - (yere bakarak, üzüntülü) Gece gündüz çalışmamız da yavaş yavaş boşa çıkıyor.

Görevli 2       - 90 metre derindeler. Denizaltı suyun dibinde yatık olarak duruyor bu yüzden kurtarma çanı kaportaya tutturulamıyor.

Görevli 1       - Başka yol yok mu?

Görevli 2       - Ne yazık ki yapılacak her şeyi yaptık. Bütün yöntemleri denedik. Şu an yaşadığımız dünyanın teknolojisi buna izin vermiyor.

Görevli 1       - Oksijenleri tükenmek üzere. Telefondaki sesleri nasıl da mağrur ve gururluymuş. (bakışları donar) Onlar Çanakkale’nin Son Kahramanları...

Görevli 2       - Efendim son kez bir bağlantı kurmalıyız. Muhabere şamandırası kopmak üzere.

Görevli 1       - Kötü haberi onlara vermek çok zor ama deneyeceğim. Hemen gidip konuşalım.

 

 

 

 

IV.         PERDE

 (Sahnenin kıyısında elinde sazla bir çocuk, diğer kıyısında anne-baba oturur. Onlar rolleri başlayana kadar kafaları önde kımıldamadan bekler.)

 

Görevli 1       - Alo, alo Selami Astsubay sesimi duyuyor musunuz?

Komutan       - Alo, evet duyuyoruz.

Görevli 1       - Durumunuz nedir?

Komutan       - Oksijenimiz kalmadı nefes almakta zorlanıyoruz.

Görevli 1       - Çok çalışıyoruz ama bir türlü olmuyor. Size boşa umut vermek istemiyoruz. Sizler bizim kahramanlarımızsınız.

Komutan       -(düşünceli) Anladım.

Görevli 1       - Yüksek sesle konuşabilirsiniz.

Komutan       - (biraz durur) Tamam, anladım.

Asker 1       - (askerler birbirine bakar) Oksijeni harcayabilirsiniz diyor.

Görevli 1       - Bağlantı kopmak üzere, söyleyeceğiniz bir şey var mıydı?

Komutan       - (biraz durur, bakışları kararlı) Ailelerimize selam söylüyoruz. (sert ve yüksek sesle) “Vatan sağolsun”…

Görevli 1       - Ölüme bu kadar yakınken bile vatan sağolsun diyebilen tek asker Türk askeridir. Vatan size minnettardır.

Komutan       - (askerlere döner) Arkadaşlar yüksek sesle konuşabilirsiniz dendi, bunun anlamını biliyorsunuz değil mi?

Askerler        - (yüksek sesle) Biliyoruz komutanım.

Komutan       - 253 bin Çanakkale şehidinin yanına gidiyoruz.

Askerler        - (hep bir ağızdan) Vatan sağolsun.

                          (öğrenci sazla Çanakkale Türküsü’nü çalmaya başlar)

Asker 4       - (dinler gibi yaparak) Komutanım sanki Çanakkale Türküsü’nü duyar gibiyim, kulağıma öyle geliyor.

Asker 3       - Oğlum çok güzel çalardı, ben de söylerdim.

Komutan       - O halde arkadaşlar biz de söyleyelim.

Asker 5       - Nasıl atalarımız Çanakkale’de siperlerde söylemiş bu türküyü.

Komutan       - Hadi bakalım…

 

(Çanakkale Türküsü’nü söylerler. Türküden sonra hepsi yere düşer, Aşık Veysel’in türküsü fondan verilir. )

Gazeteci Çocuk – (Aşık Veysel’in türküsü fonda akarken sahneye girer) Yazıyor, yazıyor Çanakkale’nin Son Kahramanları’nı yazıyor! Nasıl son nefeslerinde “vatan sağolsun” dediklerini yazıyor!

Anne-Baba    - (anne) Mehmetçiğim Çanakkale’de şehit oldu. Son sözü “vatan sağolsun” muş. ( baba) Ben Çanakkale’de Mustafa Kemal’le birlikte savaştım. Bir kolumu kaybettim, şehit olamadım ama Mehmetim şehit oldu. Yaşa Mehmetçiğim! (şiiri okur)

 

Şehit oğlum kefenine büründü,

253 bin yiğit gözlerine göründü,

18 Mart günü Çanakkale düğündü,

“Vatan sağolsun” deyip kükredi oğul…

(Perde Kapanır)

 

SON

 

Yazan: Seçkin BALKESEN


18 MART İLE İLGİLİ TİYATRO METİNLERİ, ÖRNEK OYUNLAR


PAYLAŞ BİZE DE KATKIN OLSUN :)

Facebook Twitter Google+
0 YORUM "18 MART İLE İLGİLİ TİYATRO METİNLERİ, ÖRNEK OYUNLAR"

Back To Top -->