DERSKONUM.COM


ÜTOPYA ÖRNEKLERİ

..........sponsorlu bağlantılar......... .........sponsorlu bağlantılar.......
.........sponsorlu bağlantılar....... .........sponsorlu bağlantılar.......

ÜTOPYA ÖRNEKLERİ, ÜTOPYA ÖRNEKLERİ FELSEFE, ÜTOPYA ÖRNEKLERİ LİSE, ÖRNEK ÜTOPYA YAZILARI, ÜTOPYA ÖRNEKLERİ NELERDİR,



İSMİ OLMAYAN BİR ÜTOPYA

Benim hikâyem ismi olmayan herhangi bir dünya hakkında.
İçinde yaşayan insanlar farkında olmasa da bu dünya tek bir topluluk tarafından yönetiliyor. Dünyadaki ülkelerin liderleri bu topluluğun kararları sonucu seçiliyor. Seçimler sadece insanların kendilerini özgür hissetmelerini sağlamak için yapılıyor. Dünyanın önde gelen yöneticileri bu topluluktan emir alıyor ve diğer dünya ülkelerinin yöneticilerini etkiliyor.
Dünya halkları bu topluluğun varlığından habersiz topluluktaki insanları ise kimse bilmiyor. Topluluğun üyeleri belli aralıklarla seçimler yapıp yeni üyeler alıyorlar. Bu sayede varlıklarını sürdürebiliyorlar. Bu topluluk bütün ülkelerin kazançlarından pay alıyor ve kendi
Amaçlarına göre bu kazançlarını yönlendiriyorlar.
Bütün savaş kararları bu topluluk tarafından veriliyor. Fakat unlar inanılmaz bir gizlilik içinde yürütülüyor.
Dünyanın en çok kazanç sağlayan şirketleri bu topluluğun elinde. Dünyanın bütün ekonomisini ve borsasını onlar yönetiyor.
Bu topluluğun içindekiler hiçbir dine inanmıyor. Fakat geri kalmış ülkeleri yönlendirebilmek için dinleri kullanıyorlar.
Bütün ihtilal kararları bu topluluk tarafından veriliyor. İhtilal başlatan insanlar, bu topluluk tarafından önceden eğitiliyor. Ve bu ihtilaller sırasında bu halk kahramanları bu topluluktan ve topluluğun diğer ihtilalcilerinden yardım alıyor. İhtilal konusunda başarısı olanlar topluluk tarafından ortadan kaldırılıp, halka intihar olarak gösteriliyor.
Basın yayın organları bu topluluğun etkisi altında. İstedikleri karışıklığı çıkarıp sonra duruma düzen getirme bahanesiyle el koymak için, saldırılar düzenleyip halka istedikleri gibi göstermek için basın-yayını kullanıyorlar. Bu yüzden topluluğun işi hiç zordeğil.
Hastalıklar ve virüsler biyolojik silah olarak kullanılıyor. Bu topluluğun izini bulan veya şüphelenen herhangi biri olursa ortadan kaldırılıp, kaza veya intihar süsü veriliyor.
İmran Azat GÜNSELİ 11/A


KÜÇÜK DÜNYA ÜTOPYASI
Küçük insanların yaşadığı, herkesten saklı sevimli bir ülkedir burası.
Bu küçük dünya koskocaman bir çınar ağacının içindedir. Sihirli sözcükleri bilmeden, söylemeden bu dünyaya girilememektedir. Ama bu insanları hem kendi dünyalarına hem gerçek dünyalarına bu sihirli sözcükleri bildikleri için rahatça girip çıkarlar.

Bu küçük ülkedeki küçük insanların hepsinin küçük rengârenk kanatları vardır. Halk kendilerinin belirlediği, istediği çiçeklerin içinde yaşamaktadırlar. Bu ülkede para yoktur. Bu ülkede herkes kendi yetiştirdikleri bitkilerle, hayvanlarla beslenmektedirler. İhtiyaç duydukları yetiştiremedikleri şeyleride takas yoluyla komşularından temin etmektedirler. Bu ülkede hep huzur hâkimdir. Asla kavga çıkmaz. Hiç kimse birbiriyle tartışmak istemez.

Bu ülkede her ailenin evcil bir hayvanı vardır. Bu hayvanlar çok akıllıdır. Denilen her şeyi anlarlar Hatta işlerinde insanlara yardım ederler.

Bu ülkede hiçbir şey bozulmamıştır. Doğa hiçbir şekilde kirlenmemiştir. Bu küçük insanların her birinin farklı farklı yetenekleri vardır. Kimi icat yapar, kimi matematikte iyidir. Kimi iyi resim yapar… Herkes mutlaka kendini geliştirmiştir.
Yaşadıkları evin içinde hiç lüzumsuz eşya yoktur. Her şey mutlaka işe yarar. Ayrıca teknolojide de çok gelişmişlerdir. Bu çiçeklerin içinde ne ararsan vardır.

Halk özel yeteneklere çok önem verdiği için çocuklarını belirli yaşlardan sonra özel yetenek okullarına yollarlar. Buradaki eğittim çok gelişmiştir. Burada herkesin ilgi alanına ve yeteneğine göre özel eğitim verilir.
Bu dünyada her şey adaletlidir, huzurludur, düzenlidir. Huzuru bozanlar yalnız bırakılır. Hatasını anlayana kadar konuşulmaz. Zaten bu ülkede kargaşada çıkmaz.
Bu ülkede devlet kavramı yoktur. Herkes bilinçli olduğu için kendilerini yönetebilirler.
Gizem SEÇGİN 11-A


ZAMAN KAVRAMI OLMAYAN ÜTOPYA


Zaman kavramı olmayan bu güzel idea’da herkes bilinçli ve mutlu yaşıyor. Çünkü herkes yapması gerekenleri, sorumluluklarını biliyor. Kişiler için zaman kavramı olmadığından ölüm-doğum gibi kavramlarda yok. Diğer ütopyalardan gelenler bu ülkeyi kolay kolay bulamıyor. Çünkü bu ülkenin temeli sevgiye dayalı. Sevgisiz olan içinde sevgiye zıt duygular besleyen kişiler için böyle bir ülke yok. Benim ütopyam kocaman güzel bir orman ve etrafında her türlü ayvanın olduğu güzel bir yer. Oradaki kişiler standart bir yaş ve bedende.

Herkes 20–25 yaşları arasında standart bir vücuda sahip ama şimdide olduğu gibi göz rengi, parmak izi gibi eşi benzeri olmayan şeyler aynen geçerli. Çünkü herkesin aynı olması birbirine benzemesi hoş değil. Sadece yaş ve vucud bakımından aynılar. Ama doğum- ölüm kavramı olmadığı için üremeye de gerek yok. Bu ülkede ara kavramı yok. Herkes istediğini alabiliyor. Çünkü herkesin yaşam şartları aynı kıskançlık hırs gibi duygular bu ülkede barınmıyor. Herkes bilimsel gelişmelere önem veriyor. Ülkenin sevgi ile gelişebilmesi için ellerinden ne geliyorsa yapılıyor. Fakat güzel ülkelerine zarar vermeyecek şekilde. Güneş enerjisinden, rüzgârdan vb. olaylardan yararlanmasını iyi biliyorlar. Bu sebeple küresel ısınma, susuzluk gibi kavramlar yok. Burada doğal olan her şey var. Yağmurun yağması, rüzgâr vb. olayların olması ve burada da 4 mevsim var. Her mevsim dolu dolu yaşanıyor. Her mevsim gerektiği kadar soğuk, sıcak ve gerektiği kadar rengârenk.

Hiç kimse birbirinden daha üstün olmadığı için istedikleri zaman çalışıp istedikleri zaman eğlenebiliyorlar. Herkes spor faaliyetleri yapıyor. Hayvanlara bakıyor onlarla dost olarak yaşıyorlar. Hasta olanlar ise sevgi ile iyileştiriliyor. Ama ölümcül hastalıklar yok. Hasta olan kişiyi topluluk ne kadar seviyorsa o kadar çabuk iyileşiyor. Aşk diye bir duygu yok. Kimse kimseye âşık olmuyor ama herkes birbirini seviyor. Bu kadar sevgi dolu, güzel, hoşgörülü bir ülkede herkes mutlu ve mesut yaşıyor.
Nesrin YILMAZ 11-B



Benim Mükemmel Ülkem

‘Ütopya’ kavramı ilk defa Thomas More tarafından dile getirilmiştir. Sözlük tanımı, idealize edilmiş devlet modelidir. Aslında Thomas More’dan önce böyle devlet modelleri yaratan insanlar çok olmuştur. Örneğin Platon Devlet kitabında da böyle bir devlet modelinden bahseder, ancak buna bir isim koyan kişi More olmuştur. Ondan sonra da insanlar ütopyalarını yazmaya devam etmiş, kendi ideal devletlerini anlatmışlardır. Ortaya o kadar çok değişik fikir çıkmıştır ki sadece tek bir ütopyanın imkansız olduğu anlaşılmıştır. Çünkü sorun söz konusu ütopyanın kime göre idealize edilmiş olduğudur.
Ütopya tamamen öznel olarak yaratılır. İnsanlar kendi kafalarındakini anlatırlar ama hiç kimseden onay beklememelidirler. Şu kabullenilmelidir ki; herkesin idealleri, istek ve arzuları farklıdır.
Benim de bir ideal devlet hayalim var. İşte şimdi sizlere bunu anlatmak istiyorum, benim mükemmel ülkemi…
***
Öncelikle bu ülkenin yönetim şeklinden bahsetmek gerekir. Benim ülkemde devlet yönetimiyle ilgilenen bir meclis var fakat bir hükümdar veya başkan yok. Meclis 50 yaşın üzerindeki üyelerden oluşuyor. Böyle olmasının nedeni onların herkese göre daha tecrübeli olmaları. Tüm halk tarafından sevilen ve sayılan bu yaşlılar meclisinin en doğru kararları alacağına herkes yürekten inanmış durumda. Yine de bir karar alınması gerektiğinde halk oylaması yapılıyor ve ülkece alınıyor karar. Fakat şunu da söylemeliyim ki; meclis ancak kırk yılda bir, çok önemli bir devlet meselesi veya savaş olduğunda toplanır. Çünkü başka zamanlarda gerek yoktur. Devlet kendi kendine, düzenli işleyişine devam eder. Tabi ki bunda en önemli rolü sadık vatandaşlar oynar.

Bu ülkede istisnasız, tüm vatandaşlar tarafından benimsenmiş ve korunan değerler vardır; mutluluk, hoşgörü, huzur gibi. İşte devletin işleyişinin sırrı bu değerlerdir. Herkes bunlara sahip çıkmaya çalışırken, doğal olarak devlet sisteminin de işleyişini sağlar. Bu değerlere sahip çıkmamak ise büyük suçtur. Kimse tarafından hoş görülmeyen bir durumdur. Suçu işleyen kişi tarafından bile! Aynen şöyle:
Suç işleyen kişi hemen tespit edilerek, aynı zamanda yargı işlerinden de sorumlu olan meclisin karşısına çıkarılır. Kesinlikle suçluya zulmetmezler. İnsanca karşılarına oturturlar, konuşurlar. Ta ki yaptığının kötü bir şey olduğunun farkına varana kadar. O da bu ülkenin bir vatandaşı olduğuna göre, değerlere onun da saygı duyması gerekir. İşte bunun farkına vardığı ve suçluluk duyduğu anda ondan da onay alınarak cezası verilir. O artık bir köle olur. Bu durumda ailesinden kopması ve orduya girmesi gerekir, kadın olsun erkek olsun, farketmez. Ordu konusuna birazdan geleceğim fakat önce bu ülkenin asıl yapı taşları olan ailelerden ve vatandaşlardan bahsedelim.

Bilinçli, sadık ve akıllı vatandaşların eğitimi çocukken başlar. Çocuklar 6 yaşına geldiklerinde, zorunlu eğitim başlar. Tabi ki ilk öğretilenler toplumsal değerler olur. Zaten doğduklarından beri ailelerinden gözlemledikleri bu değerleri tam olarak kavramaları ve benimsemeleri hiç de zor olmaz. Sonra asıl eğitim başlar. Öğretilen şeyler kesinlikle ezber değil, tamamen hayatın içinden şeylerdir. Çocukların kafası gereksiz bilgilerle doldurulmayıp, her zaman ihtiyaç duyacakları şeyler öğretilir. 16 yaşına gelindiğinde çocuklar mesleklerini seçip, sonraki 3-4 yıl boyunca o meslek üzerine eğitim alırlar. Genellikle son iki yıl stajyer olarak birinin yanına girerek uzmanlaşırlar. Böylece verimli bir eğitim hayatı geçirmiş olan çocuklar artık iş hayatına girmeye hazır duruma gelirler.


20 yaşından itibaren her vatandaş yetişkin olarak kabul edilir ve bazı yükümlülükleri olur. Bunlardan ilki, bir iş bulup çalışmaktır. Ülkede en önemli kurallardan biri, zamanı boşa harcamamaktır. Her An verimli bir şekilde kullanılarak, topluma bir yarar sağlamaya çalışılmalıdır. Her vatandaş bunun farkında olduğundan, eğitim hayatları sona erdiğinde hiç zaman kaybetmeden bir işe girerler ya da kendi işlerini kurarlar. Günlük çalışma süresi ise 6 saat olarak meclis tarafından belirlenmiştir.

Yetişkinlerin ikinci ve belki de en önemli yükümlülüğü ise aile kurmaktır. Her yetişkin mutlaka bir aile kurmak için çabalamalıdır. Denemeden de olmayacağı için mutlaka bir evlilik yapmak zorundadır kişi. Fakat tüm bu çabalara rağmen huzurlu bir aile ortamı sağlayamıyorsa, mutlu olamıyorsa, karşısındakini mutlu edemiyorsa, bu sorumluluğundan muaf tutulur. Bunun yerine, ona başka bir sorumluluk verilir: Orduya girip, asker olmak. Bundan sonra vatanını korumak üzere yetiştirilir ve tek kaygısı vatanı olur.

Birlik duygusu da önemli değerlerden biridir. Herkesin bir ailesi ve bir özeli olmasına rağmen tüm vatandaşlar tıpkı bir aile gibi bağlıdırlar birbirlerine. Örneğin biri yardıma muhtaçsa önce tüm şehir sakinleri onun için seferber olur. Yetersiz olursa tüm ülke seferber olur ama ne yapılır edilir o sorun çözülür.
Bu birlik ve beraberlik duygusunu pekiştiren en önemli ortam ise 2 haftada bir her şehrin merkezinde kurulan pazarlardır. O gün tüm şehir halkı orada olur, birbirlerini görürler, birlikte zaman geçirirler. Bu pazarların asıl amacı ise dokumacılık, marangozluk, tarım gibi faaliyetlerden elde edilen malların satışa sunulmasıdır. Satıcı kendi belirlediği kadar kâr koyarak satar mallarını, böylece emeğinin karşılığını alır.
Bu alışverişe her ailenin hem annesi hem de babası gitmek zorundadır. Çünkü aile için yapılacak her şeye birlikte karar vermek zorundadırlar. Bu da toplumda yıllardır yerleşmiş bir kuraldır ve kimse yalnız gitmeye cesaret edemez.
Alışverişin temel kuralı ise ihtiyaç duyduğun kadarını almaktır. Zaten bunu kimseye hatırlatmaya bile gerek duyulmaz, çünkü her vatandaş açgözlülüğe karşıdır. Herkesin ihtiyacı kadar alması gerektiği, gereksiz harcama yapmaması gerektiği görüşü hakimdir. Ayrıca bilinen bir gerçek de şudur ki; hiçbir mal ziyan olmaz, mutlaka ihtiyacı olan biri bulunur ve verilir.

Bu noktada akıllara şu soru gelebilir: Mal fiyatları veya işçilere verilen maaşlar insanlar tarafından belirleniyor. O zaman bir rekabet oluşur, sosyal sınıflar oluşur, zenginler fakirleri ezer. Bu durum nasıl engelleniyor?

En baştan beri söylediğim şu değerler var ya, işte burada da onlar yardımcı oluyor: Açgözlülüğe karşı olan bu duyarlı vatandaşlar sadece ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar paralarını. Gerisini ise biriktiriyorlar. Yanlış anlamayın, meclis tarafından kurulmuş bir kural değil bu kesinlikle. Buna tamamen vatandaşlar kendileri karar vermişler. Bu paraları başkalarına yardım edebilmek için veya bir savaş sırasında meclise vermek üzere saklıyorlar. Ve gerçekten de işe yarıyor. Çünkü bu ülkenin o kadar çok düşmanı var ki! Huzur içinde yaşanabilen bir yer olmasını kıskanıyorlar. Dünyada artık böyle bir yer kalmamış. Devletler arası kurulan çıkar ilişkileri onları hızla savaşlara, çatışmalara sürüklemiş. Şimdi, ayakta kalıp mutlu olabilen tek ülke olan ülkemi de rahatsız etmeye, huzurunu kaçırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden son senelerde ordu her zaman tetikte bekliyor.

Ama ne oluyor biliyor musunuz? Hiç savaşa girip kan dökmeye gerek kalmadan, saygıdeğer meclis üyeleri bir şekilde problem yaşanan ülkeyle görüşmeler yaparak onları savaştan soğutuyorlar ve böylece güç kullanmadan sorun çözülmüş oluyor. Bunun sırrını gerçekten kimse bilmiyor, herkesçe merak ediliyor. Meclis üyelerine sorulunca ise “Zeka ve hoşgörü en değerli hazinemizdir. Onlar olduğu sürece çözülemeyecek hiçbir problem yoktur.” diyorlar ve tam olarak ne yaptıklarını hiçbir zaman söylemiyorlar. Kimse de üstelemiyor ve “Vardır bir bildikleri.” deyip geçiyorlar. Zaten herkes biliyor ki zamanı geldiğinde öğrenecekler.

Son olarak ele almak istediğim şey, evrensel bir olgu olan din! Ülkede birden çok dine mensup insan var. Fakat herkes tarafından benimsenmiş bir görüş var ki o da, Dünya’yı ve evreni yaratmış ve işleyişini sağlayan bir güç, yani bir Tanrı olduğu. Tüm dinler bu inançta birleşiyorlar. Bu yüzden her dinden insanın ibadetlerini yapabilecekleri ibadethaneler var. Böylece ayrımcılık olmadan, azınlık-çoğunluk meselesi olmadan insanlar ibadetlerini yapıyorlar.
***
İşte böyle bir yer benim ideal devletim, ütopyam. Başta da söylediğim gibi, kimseden onay bekleyemem. Bu benim hayallerim, istek ve arzularım doğrultusunda yarattığım ütopyam. Sizin ütopyanız daha far
Irmak ÜNAL

.......................... ..........................

AMANSIZ GELEN 

Bu ülkede zamansız bir çok olay olurmuş, garip olan şu ki bunların hiçbiri planlanmadan gerçekleşen olaylardır. Bu dünya da yaşayan insanlar değil uzaylılardır. Daha önceden bu dünyada insanlar mutlu mesut yaşardı, oldukça sıcak biryer olduğu için yaz ve kış aylarında her zaman turist çeken biryerdi. Bir gün küçük bir çocuk denize girmiş denizde ilerledikçe suyun pembe olduğunu görmüş merakına yenik düşüp bu suya doğru ilerlemiş. Suyun içinde büyük uçsuz bucaksız bir  aynaya rastlamış. Aynaya dokunca tuhaf bir yaratık çıkmış çocuk korkacağı yerine bu tuhaf yaratığı sevmiş. Aradan bir ay gibi kısa bir sürede bu çocukta değişmeler meydana gelmiş ailesi bunu fark etmiş ama çocuğu korkmasın diye bişi dememişler. Bu çocuk bir gün yine oraya gitmiş bu sefer onunla görüşmeye değil aynayı ordan almaya ve istediği gibi olmuş aynayı ordan alıp bu küçük ülkenin meydanına getirmiş. Herkes ne olduğunu merak ederken birden içinden yaratık çıkmış ve demiş ki ‘’merhaba ben uzaylı’’. İnsanlar çok korkmuşlar ama ordan kaçamamışlar çünkü kıpırdayamıyorlardı. İnsanlar birden uzaylı gibi olmaya başladılar davranışları değişti, giyimleri değişti, yemek yeme biçimleri bile değişti. Tuhaftır ki o çocuk değişmedi nedenini o uzaylıya sordu cevabı ise ‘’ o denize birçok kişi geldi birçok kişi o aynayı gördü ama kimse cesaret edip yanıma gelmedi ama sen öyle değildin, beni gördüğün halde benden kaçmadın bu da benim sana teşekkür şeklim’’ diyerek yanıtlamış. Aradan 60 yıl geçmiş o küçük çocuk ölmüş, ama uzaylıların hiçbiri ölmemiş ve hiçbiri yaşlanmamış. Bu ülke teknoloji bakımından çok gelişmiş bir ülke olmuştur, uzaylılar kendilerini tekrar insan yapmışlardır. İlginçtir ki bu ülke ne sıcak ne soğuk, ne yağmur yağıyor ne de güneş açıyor her zaman bulutludur. Aslında sadece teknoloji alanında da değil dans konusunda da çok gelişmişlerdir. Birçok kez bu ülke ödül almış televizyonlara çıkmış ama kimse bunların uzaylı olduğunu bilmemiş sebebi ise buldukları iksirdir. Bu iksiri içen insan kılığına giriyor ve etkisi 72 saat etkisi sürüyor bu yüzden ülkede ki herkes normal insan gibi ama aslında hiçbiri insan değil. Bu insan görünümlü uzaylıların şimdiki amacı ise ölümsüzlük iksiri bulmak. Evet onlar en fazla 200 yıl yaşayabiliyorlarmış ama bu onlar için çok kısa bir yaşam süresi.

Saygılarımızla,
Kübra YAVUZ







Takipçimiz 
Okan Durman ' a ait yepyeni Ütopya 
 Benim ütopyam dört tarafı denizlerle kaplı olan,kendisine en yakın kara parçasının 1000 km uzaklıkta olduğu bir ada.

Bu ada'da dünyada var olan tüm meslek alanlarından insanlar var.

Aynı meslek alanına mensup kişi sayısı en fazla 10 en az 20 olmaktadır.

Bu insanlar 20 ile 30 yaş aralığındadır.

Bu ada'da özel mülkiyet yoktur. Her şey toplumdaki tüm bireylerin ortak malıdır.

Toplumu oluşturan tüm bireylerin birlikte oluşturmuş olduğu kurallar vardır. Ve herkes bu kurallara uymak zorundadır. Kuralara uymayan bireyler yine toplumun kendisinin kabul görmüş olduğu şekilde cezalandırılır. Ama bu cezalar öyle hapis,işkence gibi cezalar değildir.

Bu ada'da para,maden,değerli taş bulunmamaktadır. İnsanlar yapmış olduğu hizmetin karşılığını yine hizmet olarak almaktadır.örneğin;hastaneye giden bir aşçı görmüş olduğu hizmetin karşılığını hastanedekilere yemek yaparak ödemiş olur.Yani toplumdaki tüm bireyler birbirleri için çalışır.

Bu insanlar boş vakitlerinde yan gelip yatmazlar. Üretmiş oldukları malı veya hizmeti başka ülkelere ihraç ederler ve elde edilen geliri devletin hazinesine eklerler. Ülkenin halkı herhangi bir savaşa katılamazlar. Olası bir savaş durumunda devletin hazinesindeki sermaye ile kiralık askerler alınır.

Bu ada'da her pazar günü festivaller yapılır,eğlenceler düzenlenir. O gün hiç kimse çalışmaz. Herkes festival alanında bulunup birlikte zaman geçirirler.

Ülkede her dine mensup bireyler için ibadethaneler mevcuttur. Kimse kimsenin dini inancına karışmaz.

Bu toplum erdemli bireylerden oluşmaktadır.

Okan Durman

.........sponsorlu bağlantılar....... ..........sponsorlu bağlantılar........

PAYLAŞ BİZE DE KATKIN OLSUN :)

Facebook Twitter Google+
3 Komentar untuk "ÜTOPYA ÖRNEKLERİ"

Güzeller ama kelime dağarcıkları biraz az bir de daha fazla olsa daha güzel olur

* euADA *


Benim ütopyam dört tarafı denizlerle kaplı olan,kendisine en yakın kara parçasının 1000 km uzaklıkta olduğu bir ada.

Bu ada'da dünyada var olan tüm meslek alanlarından insanlar var.

Aynı meslek alanına mensup kişi sayısı en fazla 10 en az 20 olmaktadır.

Bu insanlar 20 ile 30 yaş aralığındadır.

Bu ada'da özel mülkiyet yoktur. Her şey toplumdaki tüm bireylerin ortak malıdır.

Toplumu oluşturan tüm bireylerin birlikte oluşturmuş olduğu kurallar vardır. Ve herkes bu kurallara uymak zorundadır. Kuralara uymayan bireyler yine toplumun kendisinin kabul görmüş olduğu şekilde cezalandırılır. Ama bu cezalar öyle hapis,işkence gibi cezalar değildir.

Bu ada'da para,maden,değerli taş bulunmamaktadır. İnsanlar yapmış olduğu hizmetin karşılığını yine hizmet olarak almaktadır.örneğin;hastaneye giden bir aşçı görmüş olduğu hizmetin karşılığını hastanedekilere yemek yaparak ödemiş olur.Yani toplumdaki tüm bireyler birbirleri için çalışır.

Bu insanlar boş vakitlerinde yan gelip yatmazlar. Üretmiş oldukları malı veya hizmeti başka ülkelere ihraç ederler ve elde edilen geliri devletin hazinesine eklerler. Ülkenin halkı herhangi bir savaşa katılamazlar. Olası bir savaş durumunda devletin hazinesindeki sermaye ile kiralık askerler alınır.

Bu ada'da her pazar günü festivaller yapılır,eğlenceler düzenlenir. O gün hiç kimse çalışmaz. Herkes festival alanında bulunup birlikte zaman geçirirler.

Ülkede her dine mensup bireyler için ibadethaneler mevcuttur. Kimse kimsenin dini inancına karışmaz.

Bu toplum erdemli bireylerden oluşmaktadır.

Okan Durman

Değerli takipçiniz yorum kısmından alıp örneklere ekliyoruz :) yazar olmak isterseniz eğer mail adresimize yazabilirsiniz.

Back To Top -->